Virgül - (Yusuf ile Züleyha)

Ağustos 1, 2000 Söyleşiler, Yusuf ile Züleyha Add comments

**Yusuf ile Züleyha’yı kaleme alma projesinin çıkış noktası nedir?

**Yusuf ile Züleyha’nın yeniden kaleme alınması TimaÅŸ yayınevinin geleneksel aÅŸk hikayelerini “yeniden yazdırma” projesi kapsamında geldi karşıma. Biliyorsunuz Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha gibi mesneviler Fars ve Türk edebiyatlarında geleneksel dönem içinde defalarca farklı ÅŸairler tarafından kaleme alınmışlardır. Ferhat ile Åžirin, Kerem ile Aslı gibi halk hikayeleri de farklı biçimlerde anlatıla gelir yazılı olmayan halk geleneÄŸinin içinde. Bunların her bireri temelde aynı hikayelerdir ama neticede Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’udur. Mevcut malzemeyle farklı terkipler. Yani ayna aynı ama görüntü her defasında farklı. Hem aynı hem farklı. Bu özellik eski edebiyatın hem zaafını hem de meziyetini teÅŸkil eder. Ben de yirminci asrın sonunda yaÅŸayan yazıcının mevcut zincire yeni bir halka atıp atamayacağını düşündüm. Olası mıydı? Hayat bu kadar deÄŸiÅŸmiÅŸken. Mümkündü çünkü ÅŸahsi duruÅŸ ve ilgi noktam kadar kolektif bilinç altımızda da geleneÄŸin kodlarının yattığını artık çok iyi biliyorum. Ama hayat deÄŸiÅŸmiÅŸ. O zaman, ayna aynı ama o aynaya bir de modern zamanların yazıcısının gözüyle bakmak ve görüntü düşürmek olası. Böyle baÅŸladı böyle yazıldı. Tabii bütün bu söylediklerim ÅŸimdi, ÅŸu an benim kendi yazdığıma akademik tecrübeyle dışardan bakıp söylediklerim. Bütün bunların üzerinde yazının kaderi vardır. Kaderinizde deÄŸilse, kırk proje bir araya gelse size bir satır yazı yazdıramaz. Vesile vardır sonuç için. Su deÄŸince sardunya kokusunu salar. Kalp hisseder kalem yazar. Bu kadar sade olmak mecburiyetinde. Gerisi işçilik ve emek, bu da önemli ama ikinci planda kalmak zorunda.

**Bir söyleÅŸinizde “dünden bugüne aÅŸk deÄŸiÅŸmedi, aÅŸk hep aynıydı” diyorsunuz. Sizce bir ÅŸeyler deÄŸiÅŸmedi.

**Böyle bir cümle sarf etmiÅŸ olmamın beni aÅŸk hususunda fazla iyimser bir bakış sahibi olmuÅŸ olmakla malul kılacağını zannetmiyorum. AÅŸk deÄŸiÅŸmez çünkü aÅŸk kendisinden menkul bir kıymet deÄŸildir, o, mutlak bir kaynaktan yansıyan ışıktır. AÅŸk kalbe indirilir, ve kalbin tabakalarını aÅŸarak o en içteki fuada deÄŸdirilir. Kim aÅŸkının kendisinden menkul olduÄŸunu iddia edebilir ki? Hani Kemal Sayar diyor ya “Her aÅŸk bulunduÄŸu kalbin ÅŸeklini alır”. Her kalp aÅŸkı kendi kabiliyetine göre taşır. AÅŸk kalbe yansır, kalp aynadır. Işık özde aynıysa kabahati aynada aramalı. O zaman deÄŸiÅŸen kalptir, kalbin taşıma gücüdür, ifade gücüdür, tanıma yeteneÄŸidir. Kalpler bir ayna ise ayna pas tutar, kir tutar. O halde kalp aynasının da parlatılması gerekir, kalpler eÄŸitilebilir. Ve bazen aynalar çağın getirisi olarak topyekûn kirlenir, ki budur bize aÅŸkın deÄŸiÅŸtiÄŸini vehmettiren. AÅŸk (aÅŸk ise eÄŸer) masumdur, kalptir cürüm iÅŸleyen.

**Ferhat ile Åžirin’in aÅŸkında kahraman Ferhat’tır. AÅŸkı için dağı delmiÅŸtir. Yusuf ile Züleyha’nın gerçek aÅŸkında ise kahraman Züleyha’dır. Ve Züleyha gelecek zamanlara, ve bütün aÅŸk hikayelerinin kahramanlarına sesleniyor: “Bir ben gibisi olmayacak aranızda, aÅŸk benim hakkım” diyor. Bunu biraz daha açar mısınız, nedir Züleyha’nın farkı?

**İki ayrı hikayeden gelen ama en çok birbirine benzeyen iki kahraman, Züleyha ile Ferhat’ın geniÅŸ kapsamlı ve mukayeseli bir araÅŸtırma neticesinde geleneksel hikaye kahramanlarımız içinde farklı duruÅŸ noktalarına sahip olduklarının gösterilebileceÄŸini zannediyorum. Tabii bu farklı duruÅŸ, onları eski edebiyatın dünyasından çıkarmayacak yine de. Çok katmanlı bir karakter Züleyha. Bir yandan baÅŸlangıçta taşıdığı kötülük ve bu kötülüğe sahip çıkması ile yüklendiÄŸi aktivite, kaderi karşısında söz sahibi olmak için gösterdiÄŸi çaba ve aksiyonerlik onu modern bireye doÄŸru yaklaÅŸtırıyor. Gerçekte Leyla, Åžirin, Aslı gibi kadın hikaye kahramanları ile mukayese edildiÄŸi zaman Züleyha ne kadar farklı kalır deÄŸil mi? DiÄŸerleri pasiftirler. AÅŸk ve aÅŸk uÄŸrunda eyleme giriÅŸmek onlar için neredeyse utanılacak, gizlenecek bir ÅŸeydir. Hepsi kendileri deÄŸil, aileleri için var kız çocukları masumiyetindedirler. Akıncı deÄŸil kaledirler, düşürülmeyi beklerler, gönüllü ama hep bekleyiÅŸte. Sesleri kısıktır. Oysa Züleyha’nın sesi yüksektir. Züleyha’nın bizi ÅŸaÅŸkınlığa düşürmesi, onu sevmekle nefret etmek arasındaki bocalamamız hep bu yüksek sesten kaynaklanıyor. Züleyha’nın Yusuf’tan istediÄŸi ÅŸey herkesten isteme alışkanlığında olduÄŸu bir ÅŸey deÄŸildir aslında, o hafifmeÅŸrep bir kadın hiç deÄŸildir. Potifarla gerçekleÅŸemeyen bir evliliÄŸi yürütür, adı hiçbir dedikoduya karışmamıştır vs. Fakat aÅŸk ile karşılaÅŸtığı zaman Züleyha sesini yükseltir üstelik bu aÅŸk henüz geleneÄŸin hoÅŸ karşılayabileceÄŸi bir olgunluÄŸa eriÅŸmemiÅŸken bile bu böyledir. AÅŸk biraz da hakkımız olmayanı istemenin adıysa ve göze almayı kaçınılmaz kılıyorsa, evet aÅŸk Züleyha’nın hakkı. Züleyha karakterinin belkemiÄŸini teÅŸkil eden ÅŸey bu farklılık. DiÄŸer kadın kahramanlardan farklılığı istediÄŸini gerçekleÅŸtirmek uÄŸrunda -velev ki tensel düzlemde baÅŸlayan bir süreçte olsun- mücadele etmesi. Bu en kestirme yoldan kaderi karşısında asi modern bireyi getiriyor aklımıza.

Ferhat’a gelince. Onu da mesela en fazla Mecnun ile mukayese etmek mümkün olabilir. Ferhat etken, dinamik, ne istediÄŸini bilen, nesnel ve nesnelliÄŸi ile başı hoÅŸ, kaderi karşısında söz sahibi olmak isteyen kahramanın örneÄŸi gibi duruyor. Karşınıza dikilen dağı delmeye kalkışmak kaderle mücadelenin örneÄŸi deÄŸil mi? Onun, üzerinde yürüdüğü yol, her ne kadar suya doÄŸru külünk sallıyorsa da, kaynağından ayrı düşen suyun menbaına dönmesi macerası kadar sade deÄŸil. Suyun akışına ters yönde külünk sallayarak suyu buluyor o. Åžematik bir benzetmeyle, tıpkı Züleyha’nın zor yazgısından iffet çıkarması gibi. İffetin tersi yönde yürüyerek iffete varması gibi. Neticede gerek Ferhat, gerek Züleyha. Her ikisi de geleneÄŸin mutlaka koyduÄŸu sınırlar içinde kalmakla birlikte -bu sınır daima vardır ve Züleyha da Ferhat da daima eski edebiyattan kahramanlar olarak kalacaklar- mevcut içindeki farklılıkları ile tefrik olunuyorlar.

**Bu aÅŸk hikayesinde göze çarpan üç önemli öğe var, kuyu, zindan ve ayna. Züleyha’nın sürekli aynaya bakıp kendinde geleceÄŸi görmesi mesela, ayna imgesinin çaÄŸrışımları nelerdir?

**Kuyu. Zindan. Ve ayna. Hikayenin bütünlüğü içinde, taşıdıkları ilk katman anlamların yanı sıra geleneÄŸin simgeler hiyerarÅŸisinde anlam taşımaya da müsait gibi duruyorlar. Kuyu ve zindan malum. Aynaya gelince. Tasavvufun ve geleneÄŸin aynaya yüklediÄŸi ve benim burada tekrarlamaya kalkışmayacağım neredeyse sınırsız zenginlikteki ayna açılımları bir yana Züleyha biraz da aynalarından ibaret. Çünkü Züleyha bir Züleyha deÄŸil bu öyküde. Üç kimliÄŸi var onun. Aynalar önünde üç farklı giysi, üç farklı Züleyha. BaÅŸlangıçta Züleyha temiz ve masum. Yusuf ile ilk karşılaÅŸtığı sahnede bol ve beyaz giysiler içinde. Fakat bu beyazlık Züleyha’nın özgür bilinci ve iradesi ile gerçekleÅŸtirilmiÅŸ bir masumiyet deÄŸil. O bilmemenin bilincinde masum. Henüz günahın çaÄŸrısını ve tadını bilmiyor. Henüz ebedilik aÄŸacından yememiÅŸ Havva. Çıplaklığının ve kötülüğünün farkında deÄŸil. İçindeki kötü uyanmadığı için masum. BaÅŸlangıçta, istese de günaha ÅŸansı yok. Çünkü Yusuf’u yok. Oysa aslolan nefsi bilmemek deÄŸil onu yenmek. Kötülüğünü yenmeyi baÅŸararak büyür insan. Bunu baÅŸardığı için melek insana secde eder. Züleyha melek deÄŸil, Züleyha melek olsa ona melekler secde etmeyecek. Onun gerçek manada sınanması ve aÅŸkınlaÅŸması için, gerçek Züleyha olabilmesi için nefsinin, o uyuyan çaÄŸrıcının uyandırılması gerek. Bu da ikinci kimliÄŸi Züleyha’nın. Aynalar önünde, kırmızılar giyer Züleyha. Kırmızının içerebileceÄŸi bütün çaÄŸrışımlarla yüklü. Günah kadar kırmızı günah kadar çaÄŸrıcı.. Elmas, koku, ışık, gölge, ten, ateÅŸ, kırmızı. Ve ayna. Hepsi Züleyha. En son siyahlar içindedir Züleyha. Kırmızıyı da beyazı da aÅŸma bilinci. Siyah kadar acı çekmiÅŸ, siyah kadar piÅŸmiÅŸ ve yanmış. O kadar ki siyah kadar aÅŸtığı ve olduÄŸu yerde aynalar artık Züleyha’nın hayatından çıkar ve gider. Ve bir daha aynaya bakmaz Züleyha. Siyahın bütün deÄŸerleri sıfırlaması gibi Züleyha da bir anda siyah bir ölüm gibi aklanmaya hak kazanır. Neticede bu öykünün bir adı da Züleyha’nın Aynaları.

**Leyla’nın Mecnun’u, Åžirin’in Ferhat’ı, Züleyha’nın Yusuf’u sevdiÄŸi zannedilebilir diyorsunuz. Gerçekte sevilen nedir?

**Işığı bilirsiniz. Yukardan dökülür ve rastladığı her cisim üzerinde o cismin parlaklık ve taşıyıcılık kabiliyetine göre yansıyarak dağılır. Işığa yakın olan aydınlık uzakta kalan karanlıktır. Işığın, aÅŸkın ve güzelliÄŸin kaynağının tek olduÄŸunu bir kez fark ve kabul edebilirseniz (ki bu fark ediÅŸ, Yusuf ile Züleyha kapsamında konuÅŸuyorsak, metnin tamamına yedirilmiÅŸ vahdet-i vücutçu görüşün deÅŸifresini gerekli kılar) artık hiç kimsenin ışığının kendisinden menkul olduÄŸunu iddia edemezsiniz. Bir parça ışık gören ona sevdalanır. Ana kaynağın farkındaysa ışığın nereden geldiÄŸini ve neyi sevdiÄŸini bilir. Ana kaynaktan uzaksa, o küçük yansıtıcının ışığının kendisinden menkul olduÄŸunu zannederek onu sevdiÄŸini zanneder. Ama zaman içinde ışık ile arasındaki mesafeyi kapatmayı baÅŸarabilirse ışığın kaynağını fark eder ve neyi sevdiÄŸini bilir. Mecnun Leyla’yı sevdiÄŸini zanneder önce. Oysa gerçekte sevilen Mecnun’da, Ferhat’ta, Yusuf’ta, dolayısıyla Leyla’da, Åžirin’de, Züleyha’da tecella eden mutlak güzelliktir. Böylece sevmek biraz da neyi sevdiÄŸini bilme eylemine dönüşür. Sevmek biraz da bilmenin bilinci anlamına gelir. Ay’ı seyrederken güneÅŸi gözden uzak tutmanın imkanı yoktur. Çünkü ay’ın gücü güneÅŸten öteye geçmez.

**Sardunya suya deÄŸdikçe kokusunu, güzelliÄŸini salar. Züleyha’nın aÅŸkını böyle bir güzellikte tasvir etmenizde kendinizi Züleyha’nın yerine koyarak aynı duyguları birebir hissederek yaÅŸamanızın etkisi var mı?

**Empati, temel nazariyem. YaÅŸamadıklarını deÄŸilse de (her ÅŸeyi yaÅŸamanın zaten imkanı yok) hissetmediklerini yazan yazıcılardan deÄŸilim. Sadece Züleyha deÄŸil, Firavn da, Yusuf da, Yakup da, Yusuf’u kuyuya atan kardeÅŸleri de, ve hatta iftiraya uÄŸrayan kurt da. Hepsi bende yaÅŸadı, ben hepsinde yaÅŸadım. AteÅŸ yazıları yazmaya kalkışan yanmayı bilmek zorunda. Züleyha’yı yazmaya kalkışan Yusuf’u tanımak zorunda. Yusuf’u yazmaya kalkışan da rüyalarını kaydetmeli. Bu böyle uzayıp gider. Ve hepsi neticede bir kapıda birleÅŸir. Çünkü hepsi tek bir, hepsi o bir kahraman. YaÅŸayan ve yazan.

**Yusuf ile Züleyha’nın aÅŸklarına benzer kitaplar gelecek mi?

**Zannetmiyorum. Bir ömre bir Yusuf ile Züleyha yeter.




Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.