MUSTAFA IRMAKLI
1. Öncelikle neden Yusuf ile Züleyha. Diğer hikâyelerden farkı ne?
Yazının kaderi olduÄŸuna hep inandım. Yazıcılar yazılarını seçtiÄŸi gibi yazılar da yazıcılarını seçerler. Bunu hesaba katmayı öğrenince, daha doÄŸrusu bu hesaba katılınca “neden” sorusu anlamını yitiriyor. Geriye yazının kaderi kalıyor, belki bütün kitabın son bölümü, “Ez-cümle”si. Ama “Neden” sorusuna, yaptığının tekniÄŸini düşünen bir edip olarak cevap vermeyi deneyebilirim. Züleyha’nın bir karakter olarak yüklendiÄŸi sıradışılık, onun, yapısal anlamda derinlikli bir karakter olması, bir deÄŸiÅŸimi yüklenmesi, çatışmaları, büyümesi … hepsi bir yazar kalemi için çok çekici. Belki bütün bunların da dışında Züleyha’ya duyduÄŸum (üstelik asırlar boyunca Yusuf u Züleyha yazıcıları düşünülürse hiç de yalnız olmadığım ÅŸefkat) … böyle bir yığın neden.
2. “Önce söz vardı, sonra hayat geldi” diyorsunuz. Nedir sözü öncelikli kılan?
Meleklerin Âdem’e secdesini bilirsiniz. Allah Âdem’e önce isimleri öğretir. Âdem de bildiklerinden bir kısmını Allah’ın emri ile meleklere öğretir. Ve melekler ona secde ederler. İsimleri bilmesi, Âdem’i üstün kılan, melekler nezdinde secdeyi müstahak kılan özelliklerinden birisidir. Her ÅŸey, vücudundan evvel ismi ile var. Ayan-ı sabitede her ÅŸey ismi ile mevcut. Öyleyse evet, söz, her ÅŸeyden evvel. Âdem yer yüzüne inerken kelâm ile indi ve hayat arkadan geldi.
3. Yusuf temizdir. Züleyha masumdur. Kimdir öyleyse suçlu?
Mutlak kötülük kavramını kabul etmeyen ilahi bir öğretinin sınırları içinde birileri mutlaka “suçlu” kalmak zorunda deÄŸil. EÄŸer ezel meclisinde muhatap kılınmışsam, ve bu misaka “evet” demiÅŸsem, ruhumda suçtan arınma kabiliyeti var demektir. Öyleyse mutlak suçlu kavramı yok. Bu durumda Züleyha baÅŸlangıçta suçludur, kirlidir, bitiÅŸte arınmıştır, masumiyetine rücu etmiÅŸtir.
4. Yusuf’un aÅŸkının, Züleyha’yı Rabbiyle tanıştırması.Bu, hikâyenin geleneksel bitiÅŸi midir.Yoksa gerçekten Mevla’ya giden yol aÅŸktan mı geçer?
Gelenekten kastettiÄŸiniz “mesnevi” olmalı. EÄŸer böyleyse, evet. Züleyha’nın arındırılması Yusuf u Züleyha mesnevilerindeki geleneksel bitiÅŸtir.
Mesnevi edebiyatı Kur’anî mesajla ters düşmesi düşünülemeyecek bir kültür ikliminde boy verir. Fakat Kur’an, Züleyha’nın adını anmaz, böyle bir neticeden de bahsetmez. Peki mesnevi ÅŸairine bu cesaret dahası bu heves nereden geliyor? Aralarında büyük âlimlerin de bulunduÄŸu bazı müfessirler Kur’an’daki Yûsuf süresinin, tevhid dinine mensubiyet bilinci ifade eden 52. ve 53. ayetlerini Züleyha’ya atfetmiÅŸlerdir. EÄŸer böyleyse, Züleyha’nın yolculuÄŸunda arınma ve bulma anlamına gelir bu. Sanıyorum, Kur’an’ın “kadın”a, bu tefsirlere müsait bir ÅŸefkat kapısını açık bırakmış olması, mesnevi ÅŸairinin çizdiÄŸi olumlu Züleyha portresinin ivmesini teÅŸkil eder. Ki bu ÅŸairler arasında Hamdullah Hamdi gibi mübarek bir zat da vardır. Rivayet Yûsuf ile Züleyha’yı evlendirir, tefsir bunu “rivayet kaydıyla” aktarır, mesnevi ÅŸairi severek iÅŸler. Demek oluyor ki biri Kur’an’da, diÄŸeri mesnevide (ve rivayette) iki Züleyha var ve fakat bu iki Züleyha birbirini nakzeden deÄŸil, biri diÄŸerinin bıraktığı yerden ve onun verdiÄŸi mesajla devam eden, ÅŸair muhayyilesinde geniÅŸleyen iki Züleyha. Neticede ben de onun bir peygamber zevcesi olacak liyakatte yaratılmış ve zor yazgısından selâmetle sıyrılmış Hz. Züleyha olduÄŸuna inanarak yazdım.
Bir de tabii bütün bu geleneksel açıklamaların dışında, metin üzerinde yeni bir okuma çalışması yapmak istediÄŸimi de benim metnimi modern kılan satır başı olarak iÅŸaret edebilirim. Yani Eco’nun yaklaşımıyla “açık yapıt” meselesi. Mevcut bir metin üzerindeki her yazı yeni bir okuma olmak zorundadır.
Mevlâya giden yola gelince; aÅŸktan da geçer, akıldan da geçer, ilimden de geçer, sanattan da geçer. Fakat tecelli makamı kalptir ve aklın, ünlü göndermeyle konuÅŸursak “diz kapağından yukarı geçemeyeceÄŸine” inananlardanım.
5. Kelâmdan da öte bir “âh” var.”Âh” aÅŸkın terennümü müdür?
Gelenek “âh”ı bir sıcak nefes olarak terennüm eder. Fuzuli âh’ının gök katlarını tutuÅŸturduÄŸundan bahseder, Necati’nin âhı döne döne yükselip güneÅŸi tutuÅŸturur. Dünya âşıkların âhı ve duanın yüzü suyu hürmetine döner. Âh kelâmdan ötedir. Çünkü sözcükler sınırlıdır haller sınırsız. Sınırlı olanla sınırsız olanı ifade zordur. Åžiir bunun savaşımıdır zaten. Sözcüklere yükleriz kaldırabileceÄŸinden de fazlasını, kaldıramaz. Nihayeti bir âh iÅŸte. Sözcük yetmez, bir ünlem kaldırır kaldırılabilecek olandan da fazlasını.
6. Yazıcı ne zaman yazar bedeli hayat olanı?
Hayat ile yazı arasında seçim yapmak zorunda kaldığında elbette. Ve yazıyı seçer, hayatı kaybederek.
7. Zulmün kendi mantığının üzerine kötülüğünü oturttuÄŸu bütün zamanlarda neden Yusuf’un gömleÄŸi hatırlansın?
Çünkü her kötülük bir mantıkla baÅŸlar. Masumiyetini bile bile Yusuf’u zindana koyan mantığın, Potifar nezdinde kuvvetli bir açıklaması olmak zorunda. Aksi takdirde “kötülüğün” tutunması imkânsızlaşır. Her dem geçerli bu davranış bozukluÄŸunun adı da, erdem adına erdemin yargılanmasıdır ki en büyük erdemsizliktir. Yusuf’un gömleÄŸi teÅŸhir ediliyorsa, Potifar’ın mantığındandır bu.
8. “AÅŸk tüm saltanatların üzerinde kendi yasalarıyla seyreder” diyorsunuz. Nedir aÅŸkın yasaları ve kim koyar aÅŸkın yasalarını?
AÅŸkın, bütün yasaların üzerinde seyretmesi kendi yasalarını kendi koymasından, bir baÅŸka ifadeyle yasa tanımazlığından kaynaklanır elbet. Yasa tanısa, aÅŸk olmaz. O illegaldir, yasakırıcıdır. AÅŸkın yasaları üzerinde bir yasa varsa o da ilâhi yasadır. “Ötürü bir sevda”. Yaratandan ötürü gelen bir sevda, aÅŸkın yasadışılığını, yasadışılığına raÄŸmen makul ve meÅŸru kılar.
9. Yusuf’un ihtiÅŸamından, Firavun’un, Rabbine yalvarması… Ilâhi öğretilerin aksine. Nedir anlatılmak istenen?
İlahi öğreti diyerek Kur’an’ı kastediyorsanız, orada çok sert olarak kendisinden söz edilen, Musa ile muhatap olan Firavndır, onun da akıbeti açıkça anlatılmıştır. Firavn denildiÄŸi zaman aklımıza gelen imge bu. Firavn zulmünün bir gelenek oluÅŸturduÄŸu düşünülebilir. Fakat yüzlerce Firavn arasından birisi “iyi” çıkmış olamaz mı? ÖrneÄŸin tevhid dinine geçen bir Firavndan bahis var Mısır tarihlerinde. Veya Yusuf suresinde “Mısır Meliki”nin Yusuf’u aziz yapması nasıl yorumlanacak? Ya Yusuf, kendisini mahkum eden sistemin, fırsat ve menfaat düştüğünde iÅŸbirlikçisi olacak ki bu birliktelik gerçekleÅŸebilsin (Nitekim Nazım Hikmet’in Yusuf ile Menofis’inde böyledir). Ya da, Yusuf’un masum ve mahfuz bir peygamber olduÄŸunu düşünürsek kıymetlerinden ödün vermesi söz konusu olamayacağına göre, Yusuf’u hazinelerinin başına getiren Mısır meliki bir basirete sahip olmuÅŸ olmalı. Bu basiret Yusuf’un “güzelliÄŸine” kayıtsız kalmış olabilir mi? Bir yazıcı olarak beni yüzlerce kötü firavn deÄŸil de içlerindeki tek iyi firavn ilgilendirmeli. Tarih bize çok karanlık. Åžimdilik düşlerden baÅŸka ÅŸerhimiz de yok. Ben yazıcı, uzun zamanlar sonrasına kalan Firavn’ın düşü olduÄŸuma inanarak yazdım.
10. Yazarken neler hissediyorsunuz.Belli kriterleriniz var mı?
Yazarken hissetmekten ziyade hissederken yazıyorum. Yazı bir ezel hatırlaması. Dilimden ve kalbimden başta kriterim yok.
Son Yorumlar