Mavi Lâle

Okuyanlarda tiryakilik yapan bir dil ustası. Hikayeleri, denemeleri ve araştırmaları ile kısa zamanda çok geniş bir hayran kitlesi oluşturan, okurların ellerinden bırakamadığı kitaplarıyla Nazan Bekiroğlu artık denemeleriyle de Timaş’ta.“Mavi Lale.”, dünün değerlerini unutmadan, bugünün değerlerini de yadsımadan her ikisinin sentezinden oluşan bir bakış açısıyla geçmişi geleceğe taşıyan bir zihnin ürünü.
Bekiroğlu’nun usta kalemiyle, sinemadan edebiy, hayattan ölüe uzanan serin ve renkli bir yolculuğa çıkarıyor Mavi Lale.
240 sayfa - İlk Baskı 2004
BİR YAZI NASIL OKUNMAZ HALE GETİRİLİR?
Alabildiğine yağmur yüklü bir sabah, bir ilkbahar sabahı. Sanki gök kocaman mavi bir göz ve yaş dolu, duygu dolu, dert dolu… Herkeste ayrı ve özel hatıraları olan kocaman bir hikâyedir bahar. Buğulu camlar, camlara dayalı alınlar, alınlarda beklentiler, ümitler, yenilgiler ve birikmiş acılar…
Her gözyaşı bir ihtiyaca cevap. Eski bir borcu inciyle ödeme. İnce bir ödeme şekli.
Her bulut postacı. Her yağmur, toprağın yazdığı mektuba göğün cevabı. Her damla bir çatlağa merhem. Gök şifacı; su, kuruyan “yer”lerin ilacı…
Bu tasvir ve teşbihleri bir tarafa bırakıp elinize mavi bir lale alırsınız. Mavi Lale dediysem bu bir kitaptır. Alır açarsınız ve başlarsınız “Çok Sade Bir Hikâye” okumaya. Hikâye gerçekten de sadedir. Fazla uzun da değildir üstelik.
Yüreğiniz önyargılardan yalın olarak okumayı sürdürürsünüz, hem de zevkle. Biraz da merakı gittikçe büyüten soru işaretleriyle… Kısa bir zaman diliminde dalar gidersiniz, kaybolursunuz kitabın içinde.
Yağmur yüklü bulutlar uzaklarda kalmıştır, bahar uzaklarda. Alnınızı dayadığınız camlardaki buğular uçmuştur çoktan. Başka bir evrende başka yaşamalar içindesiniz, başka yaşantılara ortaksınız artık. Yeni dostlarınız vardır, neredeyse dokunabilecek kadar yakın ve canlı. Belki de bu yeni dünyada gözlemci rolündesiniz. Fakat şu bir gerçek ki o vakit ruhunuz ayrı, vücudunuz ayrı olmak üzere iki hayatı birden yaşamaktasınızdır.
Bu okuma macerasının mecrasında ilerlerken öyle bir an gelir ki, merakı bile unutursunuz heyecandan. Nereden çıktığı belli olmayan bulutlar önce yüreğinizi, sonra gözlerinizi bir tül gibi, bir sis gibi, bir nebula gibi sarıvermiştir. Aslında harflerin, kelimelerin, cümlelerin siperlerinden çıkan yoğun mana buharı hücuma kalkmıştır aniden ve siperler görünmez olmuştur şimdi.
Dolukan gözler yazıyı göremez artık. Bize düşen kitabı kapatıp o yoğunluğu duya duya yaşamaktır şimdi.
Kelimelere o kadar ağırlığı yüklersen onlar çeker de yürek çekemez işte, göz çekemez; boşanır. İçli gönüllerin yüklendiği yazılar okunmaz hale gelir Nazan Hanım. İsterse çok sade bir hikâye olsun o.
İyi ki iyi bir kaleminiz var. Ve iyi ki yazıyorsunuz. Elçilerimiz harfler olsa da öğreneceğimiz çok şey var yüreğinizden, kitaplarınızdan…
Rizvan YILDIZHAN
Merak ettim dogrusu bu ruhun bedeni asmasindan baska nedir..
DEĞİL Mİ Kİ YAZMAK EN ÇOK SÖYLEMEKTİ…
Gerçekten harikaydı. Kelimeler ancak bu kadar birbirlerine yakışırdı zaten. Sizde olan ama anlayamadığım bir tılsım var. Bunun kaynağı nedir hocam? Bizlerde bu yolun birkaç çiçeği olarak tılsım suyuna hasret yapraklarımıza serpilmesini beklediğimiz umut yağmurunu bekliyoruz.Duyuyor musunuz?
“Suret Üzerine” yazınız çok güzel.Birçok şeyi açıklar nitelikte.”Haydi Uyuma” yazınızı okurken, geceydi.Anlattıklarınız, hislerimin kelimelere dökülmüş hali gibiydi.Herkesin kendinden mutlaka birşey bulacağı ve herkesin okuması gereken bir kitap…
’sevmek bir insanı yaşamaktır’ bu kitap sayesinde sevmenin gerçekten yaşamak olduğunu anlıyorunuz
Baş ucu kitabım. okunmalı, okunmalı ve tekrar okunmalı…