Tanıdığım ırmaklar

Haziran 13, 2010 Zaman Gazetesi Add comments

Tuna nehrini bir uçağın penceresinden, 10 bin feet yükseklikten gördüm ilk kez. O yükseklikten bile o denli geniÅŸ o denli görkemliydi ki göz yordamıyla anladım onun Tuna’dan baÅŸkası olamayacağını.  

O olduğu su götürmez bir gerçekti. Bir süre güneşi yatağında ihtişamla yüzdürmesini seyrettim. Çok uzaktık birbirimize. İşitemedim söylediklerini o kaldı ben gittim.  

Oysa ırmak konuÅŸur, sabittir tecrübeyle. Ben ki Ermenistan’la Türkiye’yi ayıran Arpaçay üzerinde İpek Yolu’nun yıkık köprüsüne bakarak kervanların çıngırak seslerine kulak vermiÅŸim. Irmağın konuÅŸmasını, aÄŸacın secdesini tecrübe etmiÅŸim. Bir nûn bırakmışım Anadolu’nun ilk camiinin duvarı üzerine. Yıkık kentler için yazılar yazmaya öyle karar vermiÅŸim. Kendime yepyeni bir kimlik biçmiÅŸim.  

ÖncesizliÄŸin yolu sudan geçebilir ancak. Her uygarlık su kenarında kurulur, besbelli su her ÅŸeydir. Bilvesile, bir kenti önce ortasından bölecek sonra da iki yakasında derleyip toplayacak kadar gümrah suları olsa da, payitahtını Karadeniz’e kaptırmış bir DeÄŸirmendere’nin kıyısında oturmuÅŸ baÅŸlıyorum bu yazıyı. Gökte, kalın bir fırçayla boyanmış içi ışık dolu bulutlar. YaÄŸmur yakın. Kulaklarım tıkalı. Oysa her nehir sesti biraz evvel.  

Bir ırmak nerelidir? DoÄŸduÄŸu yerli mi? Yoksa onun bütün gayesi denize kavuÅŸmaksa, denize döküldüğü yerli mi? Bu anlamsız soru içimde ne kadar büyürse büyüsün neticede her ırmak ancak bu yer’lidir. Bazen sınırın bizatihi kendisi olsa da sınır dinlemez o. Benim toprağımdan doÄŸup senin toprağından batan Kura nehrine kimsenin pasaport sormadığını. Biliyorsun deÄŸil mi?  

Tiflis kiliselerinden birinden Kura ile Aragvi ırmaklarının birleÅŸtiÄŸi yere bakarken yeryüzünün haritasında ve ırmakların dünyasında iki ırmağın birleÅŸmesinden daha görkemli, daha benzersiz bir ÅŸey olmadığını öğrendim. Ama bu bilgiye ve ırmakların annesi Nil’e dair bütün tecrübeme raÄŸmen Mavi Nil ile Beyaz Nil’in birleÅŸtiÄŸi yere gitmedim. Mavi Nil ile Beyaz Nil’in Hartum’da birleÅŸerek bütün sıfatları sırtlarından atıp sadece Nil olarak aktıklarını. İkisi arasında bir renk farkı kalmadığını. Nil’in ancak ondan sonra sadece ismiyle müsemma kendine geldiÄŸini, kendine yettiÄŸini, taÅŸtığını. Görmedim.  

İki nehrin muazzam bir hasretle kavuştuğu yere uzaktan bakmak akış yönüne dair bir yanılgı doğurabilir aslında. İki ırmak birleşerek tek ırmak olarak mı akmaktadır yoksa bir ırmak iki kola mı ayrılmaktadır? Çok defa nehir için değilse de onu izleyenler için iki nehrin birleşmesi aynı zamanda iki nehrin ayrılması anlamına da gelebilir. Ancak çok hassas gözler bu büyük yol ayrımının gerçekte bir birleşme mi yoksa ayrılma mı olduğunu ayırt edebilir. Uzaktan anlaşılmaz yakından bakmak, suyun sesini dinlemek, rengine göz atmak, kendini suyun gidiş yönüne bırakmak gerekir.  

Her ne halse de tam unutuş yoktur ırmakların dünyasında. İki ırmak. Yataklarını değiştirip ihtişamlı bir şekilde birleştikten, bir müddet tek ırmak olarak aktıktan sonra tekrar iki kola ayrılıp yeniden kendi yataklarına dönse, kendi istikametlerinde aksa bile. Artık kim onların sularının eski safiyetinde olduğunu söyleyebilir? Bir tecrübe. Gerçekleşmiştir. Hiçbir şey eskisi gibi değildir.  

Bu yazının baÅŸlığını aslında “Tanıdığım Irmaklar 1″ koymalıyım ve 1′in ucunu da açık bırakmalıyım. Çünkü tanıdığım ırmaklar var, evet, benim. Üstelik hepsini bu yazıya sığdıramadım da. Fakat Dicle’yi görmedim henüz. Fırat’ı da kendisi olarak gördüğüm muammalı bir mesele. Seyhun’u, Ceyhun’u, Ganj’ı, İndus’u; İdil, İli, İrtiÅŸ, Tarım’ı; Yenisey’i, Volga’yı, Åžeria ırmağını görmedim. Hattâ Kızılırmak, Sakarya’yı. Gördümse de çok uzaklardı tanıyamadım. Ama hepsini deÄŸilse de bir gün Fırat’ı ve Dicle’yi göreceÄŸimden ümitliyim. Çünkü her ırmak kıyısında bilerek ve isteyerek bir ÅŸeyimi unuttuÄŸum, geceye karışmamak için ırmağın yönü ve güneÅŸin hızıyla boy ölçüştüğüm bu “Yol Hali”nde, iki ÅŸehri, iki zamanı, bitmeyen bir kavgayı ayıran (birleÅŸtiren?) bir köprünün başında. Cismimi deÄŸilse de ismimi bir kâğıda yazdım. Fırat’a karışsın diye Karasu’ya attım. 

 

13 Haziran 2010, Pazar

Tags:


One Response to “Tanıdığım ırmaklar”

  1. biÅŸrev Diyorki: |

    Bu yazıyı okuduÄŸum günü hatırlıyorumda…Irmaklara o kadar çok ÅŸeyi emanet ediyordu(k)mki…Sonra Hıdırellezdeki kağıtları hatırladım.Hani bir yanıyla susan sokak çocukları ellerine biriktirip kağıtları dileklerini bir bir yazarlardı ya ondan.Her ÅŸeye raÄŸmen içlerinde biriktirdikleri ümitleri vardı ya…Kim ne derse desin yapıcam derlerse koÅŸuÅŸturdukları anların ortasında hemde Fıratın yakasında kağıtları tomar tomar hayata atanlardanım.

Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.