“Niye ki bunca yazı”, sorusu içimde cevabı verilemeyecek denli büyüyüp dursa da bir kez daha yıldönümü. NakkaÅŸ bir yıl oldu ki aynı lâle bahçesinin yollarında: ikibinonmayıs’ınınüçüncüpazarı.
Bu bir yıl içinde yazacak bir şeylerim her zaman oldu. Ama kimi zaman tembelliğim tuttu, yazmaya isteğim yoktu. Böyle zamanlarda uçtu fikir, yandı bitti. Kimi zamanlarsa yazmaktan, lodosa tutulmuşçasına, serseme döndüm. O fırtınada döndüm kendimi seyrettim. İç içe açılan halkalar gibi birbirini kovaladı düşünce. Kaç kez, yazmak istediklerimi zaman yetmeyecek, yazamayacağım sandım, sonra birden, hiçbir şey yazamayacağım sandım. Yazamadıkça uyku tutmadı, yazdım yine uyuyamadım.
Bu sütuna baÅŸlarken alt dosyalarda birikmiÅŸ “stok”u harcamaktı biraz da niyetim. Bellek temizlemek yani. Biliyordum ki yeni bir söz söylemek için bu yükten kurtulmak lâzımdı. Ama olmadı. Bir yandan sildim dosyaları ama bir yandan yepyeni dosyalar açtım. Bu kez alt metinde tuttum, hepsini birbirine baÄŸladım.
Her zamanki gibi yine önce kâğıda yazdım. Yazarken defterimi kimi başından kimi sonundan başladım. Orta yerde buluştu bazen sayfalar. Zaman geldi yazılacak binlerce yazım var zannettim, an geldi iki cümleyi bir araya getiremedim. Yazı, kimi aniden geldi, kimi bekledim de gelmedi.
“4000 karakter” (hem de boÅŸluklar dâhil) sınırı çok kez bunalttı beni. Kimi 4000 karakteri çok çok aÅŸtım. Bu kez aynı yazıyı hem gazete için hem kendi gönlümce iki kez yazdım. Kimi 4000 karaktere çok az mesafe kaldı. İlâve payımın olduÄŸu o 3-5 karakteri, yazmaya hakkım kalan son bir yazıyı yazar gibi özenle yazdım.
Üç bilgisayar, birkaç sabit disk, bir o kadar seyyar bellek arasında bölünen zihnim bazen bir türlü karar tutturamadı. Kâğıtlar arasında kaybolmam da bir o kadar kolaydı. Bir ırmak akıtmasaydım zihnimdeki hasarların arasından, dilim gibi kalemim de tutulacaktı.
Ama hep yazdım. DeÄŸil yazı yazmak, tek hat çekmeye tek nokta koymaya takatimin kalmadığı günlerde de yazdım. Kimi benden baÅŸka ilgilisi benden baÅŸka heveslisi kalmamış manzaraları anlattım. DolaÅŸtım Trabzon’un dar ara sokaklarında yitmiÅŸ zamanlarında, kendi çocukluÄŸumu aradım. Kimi kasım yaÄŸmurlarına kulak vererek Macbeth anlattığım derslerde yaÄŸmurun sesinden pür-cesaret, altından kalkılamayacak mevzulara yalınkılıç daldım. YaÄŸmurun da fırtınanın da lügatçesini bu cesaretle çıkarmaya kalkıştım. Kimi Tiflis kiliselerinde gezdirdim sizi, kimi Kura ırmağının kıyılarında. Cennetten bu dünyaya akan Nil nehriyle karşılaÅŸmanın, daha fazlası olsa da fark etmez olmasa da fark etmez o kadar güzel ki, dedirttiÄŸi yerde tanığım sizdiniz. Görecek daha baÅŸka ne kaldı, desem de bulutlara bürünmüş AÄŸrı dağının eteklerinde de benimleydiniz. Köln Katedrali uÄŸruna kalkıştığım dar zamanlı yolculukta da bir tren penceresinden seyredilen yaÄŸmur kar’a dönüşürken yanıma alabildiÄŸim bir tek sizdiniz.
Hükmedemeyeceğim denli ortada olsam da, bu sütuna başlarken kendimden, fazla söz etmemeye, üçüncü tekil şahıstan bahseder gibi bahsetmeye, dahası suya sabuna dokunmamaya kararlıydım ya, Yahya Efendi dergâhında hırçın şehrimin bir sakiniyle, asırlar evvelinden bir hemşehrimin şefkatiyle yüz yüze gelince daha fazla dayanamadım. İçimi, ne varsa ne kadarsa, döktüm saçtım. Kanla yazılmış makaleleri öyle yorumladım.
Kimi, yazı bir bütün halinde geldi. Sabahın bir vakti ya da gecenin yarısı eÄŸildim kâğıt üzerine, yazdım ve başımı kaldırdım. Noktasına virgülüne bile dokunmadım. Kimi de defterimde sahneler paragrafları, cümleler dağınık imajları, duygular bulunamamış bir dili kovaladı. Onları sonradan bir bir yerli yerine koymam gerekti. “Puzzle”ı tamamlarken aynı parçayı bir daha kullanmayayım diye defterlerden “word sayfası”na geçirdiÄŸim kısımlar üzerine bir iÅŸaret çizgisi çektim. Bazen çizik atmayı unuttuÄŸum oldu. İşte onlarda tekrir deÄŸilse de tekrar yaptım. Artık o kadarını da bağışlayın. Bu yazı meselâ, yıldönümlerini o kadar umursamasam da yazdığım ikinci yıldönümü yazısı. Ve bir oturuÅŸta deÄŸil bir yılda yazıldı.
16 Mayıs 2010, Pazar
Tags: nazan bekiroğlu yazıları
Son Yorumlar