Gölge oyunu

Haziran 14, 2009 Zaman Gazetesi Add comments

Bugüne değin kaç adet sınav kağıdı okuduğuma dair yaklaşık bilgi basit bir aritmetiğe muhtaç. Her dönem için orijinalinden bir Savaş ve Barış hacmi. Helâl ü hoş olsun, zaten bu yüzden maaş alıyorum. Lakin o sınav kağıtlarını okumanın pek kolay olmadığını da gizlemiyorum.

Bir kere; kimilerinin dört yıl boyunca alfabesini söksem bile okumaya bir türlü geçemediğim yazıları vardı. Kendi yazılarını kendileri de okuyamadıklarının en masum itirafçıları da onlar ve harflerin birbirine geçmesi yetmezmiş gibi satırların da üst üste bindiği bu yazıların sahipleri nedense hep de fazla yazmayı sevenler güruhundandı.

“Åžaka”ları da eksik deÄŸildi hani. “Öğrencilik iÅŸte”! Mehmet Rauf”un bile tanıyamayacağı Eylül’lerle bu sınav kağıtlarında karşılaÅŸtım. Yeniden yazılan “Hürriyet Bayrakları”nı da, Nuran’la Mümtaz’ı kavuÅŸturan Huzur’ları da bu kağıtlarda buldum. Bir yaşıma daha girmedim ama biraz sitem etmek istediÄŸimde öyle bir gülümsediler ki affetmek iÅŸten bile deÄŸildi. Üstelik yine o kağıtlarda “Hocam, Homeros”un İliada’yı hangi olayla baÅŸlattığını bilmiyorum ama Hector’a yakılan ağıtlarla bitirdiÄŸini biliyorum” diye arz-ı hal bile ettiler. Sinekli Bakkal’dan Zaptiye Nazırı Selim PaÅŸa ve Alafranga Hilmi’yi bir çırpıda Yaban romanının kahramanları ediverdiler.

Lakin öyleleri de vardı ki onlara rastlamakla her defasında tatlı bir serap aydınlığı oldum. Onca bildiÄŸimi bambaÅŸka cümlelerle geri dönmüş buldum: “AÅŸkın girdiÄŸi kalpte farkındalık yarattığını, insanın içine sığmayan ÅŸeyi sızdırmadığını”, “Derdin ÅŸairi ÅŸiirde rahatlattığını çünkü tanımlamanın kurtulmalık yerine geçtiÄŸini, ama bazı ÅŸeyleri de sadece derdin gösterdiÄŸini”, “Halide Edip kadınlarının imkansız aÅŸkla sınanırken asıl yenilgiyi kendilerinden ne istediÄŸini bilmedikleri büyük bir makamın kapısını açamadıkları için yaÅŸadıklarını”, “ÇoÄŸu ÅŸeyi örten zamandan geriye yalnızca ebedilerin kaldığını (Caner Arslan)”, “Her katın kendisine göre bir vaveylası olduÄŸunu”, “Yaban’ın en fazla da birbirine yabancı hayatların birbiri içindeki iÄŸretiliÄŸinden dem vurduÄŸunu (Fatih Åžener)”… Biliyordum ya bir kez de onların kağıtlarında, onların cümleleriyle okudum.

Ben o kağıtlarda bilmediklerimi de okudum. O kağıtlarda çıktı karşıma “Saldıranla savunanın kanının aynı toprak üzerinde birbirine karıştığı ve o toprakta yangından baÅŸka hiçbir ÅŸeyin geriye kalmadığı (Nagihan Sandıkçı)”. Troya yıkımını bir atın gözüyle anlatmak da o kağıtlarda mümkün oldu: “Hiçbir eksiÄŸim yoktu. Adeta rüyalardan çıkmaydım. Ne tanrıların suçu vardı ne de ÅŸeytanın. İnsanoÄŸlu tamahkardı. (Mert Åžahin)”. “Ben yüce Troia atı. SavaÅŸa hileyi karıştıran en büyük ÅŸaheser. En başından beri savaşın bedbaht halini anlamam için yüzlerce insanın kanını içmekle cezalandırılmış olduÄŸumu nereden bilebilirdim? (Gülümser Kurt)”.

Ağır felsefeleri yalın gölgelere dökebilenler de onlardı: Platon’un maÄŸarasındakiler “AteÅŸin ışığıyla oluÅŸan gölgelere inanmış, gölgeleri yüceltmiÅŸlerdir (İsmail Tilmaç)”. Ama maÄŸaradan çıkınca? “Gözün karanlıktan aydınlığa çıkması için nasıl bedenin de dönmesi gerekiyorsa örgen ve ruh da birlikte, varlığın özüne, en ışıklı yanına, yani ‘iyi’ye doÄŸru dönecektir (Nihan Bulga)”. Peki ya tekrar geri dönülürse? “İçlerinden birini maÄŸaradan çıkarırsak ışığı görünce gözleri kamaşır. Tekrar maÄŸaraya götürürsek bu sefer de karanlıklara boÄŸulur (Serdar Karadeniz)”.

Hocanın, okuyucuya dönüştüğü anlardı bunlar. Bitmese!

DeÄŸil mi ki Sinekli Bakkal”ı gölge oyunu imgesi üzerinden yorumlarken ÅŸu cümleleri sarf edebildiler: “Karagöz-Hacivat gibi yer yer didiÅŸirler, yer yer seviÅŸirler ve sonunda selamlaÅŸarak ayrılırlar sahneden. Çünkü her ne kadar farklı karakterler olsalar da en nihayetinde aynı perdeye aittirler (Fatma Güney)”.

Åžimdi ÅŸu satırları kırık dökük yazarken biliyorum bu yazının benden çok onlara ait olduÄŸunu. Bir kısmının ismi için parantez açarken; affetsinler, bir kısmının ismini not almayı unuttuÄŸumu. Fakat müsvedde bir kağıt üzerinde eksiÄŸiyle gediÄŸiyle, ÅŸakasıyla ciddisiyle bile adlarıyla adımı “bile yazmak”. Güzel duygu.

14 Haziran 2009, Pazar

Tags:


One Response to “Gölge oyunu”

  1. murat yalçın Diyorki: |

    yazmak…akla düşeni yazmak…
    yazmak…istenileni yazmak…
    yazabilmek…istenmeyeni…
    yazmak…haykırmak,yalvarmak…
    yazmak…düşünebilmek,kalemle izdivac gibi…

Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.