Gibi

Mart 28, 2010 Zaman Gazetesi Add comments

Gramerin ilk bakışta en talihsiz bahsini oluÅŸturur baÄŸlaçlar gibi edatlar da. Tek başına bir anlam ifade etmeyen bu gibi’ler ancak önlerine ya/da arkalarına gelen kelime veya kelime gruplarıyla anlam kazanır. Bu bağımlılık onların zafiyetidir.

Ancak mananın kendisini ifade etmek için bir edata muhtaç olması da, onlara değer kazandırır.

Teşbihin (benzetmenin) dört ana öğesinden biridir gibi. Benzetme edatı. Dilin zamansal serüveninde gibi, bigi, tek, kim, kimi, misal, -veş, -sıfat, -âsâ gibi fonetik kalıplarda endamını arz etse de aslında yaptığı hep aynı şeydir. Bir şeyi diğerine benzetmek. Bulunamamış bir lisanı mevcut bir lisanın kelimelerine çevirmek. Bu haliyle gibi, gerçeği değiştirir, olduğundan başka bir şeye çevirir. Irmakları aslından farklı bir mecrada akıtır.

İlk tarafı ile ikinci tarafı arasındaki söz birliÄŸi gibi’nin dayatmalarındandır. Çok defa yanlış anlaşılarak, benzetmeye sınırsız özgürlük bahÅŸettiÄŸi vehmedilen teÅŸbihte hata olmaz lafzı, arada bir ilginin, bir köprünün varlığını ÅŸart koÅŸar ki sera ile süreyyanın benzetilmezliÄŸi çıkar karşımıza en azından. Eynesserâ minessüreyyâ.

Gibi ya yüceltir: Su gibi, şifa gibi. Rüzgâr Gibi Geçti, Divane âşık gibi, sular seller gibi, ekmeği tuza banıp yer gibi. Ya küçültür: Şaka gibi, kurşun gibi, kâbus gibi, kum gibi. Yaşadığım Gibi. Ya da sıradanlaştırır: Kalbimde kalbine yok bile kinim Bence artık sen de herkes gibisin (Nazım). Ama her hal ü karda başkalaştırır.

Bu yüzden olacak ki Orhan Veli’nin, alışılmış ÅŸairanelik kalıplarının tümüne savaÅŸ açtığı Garip Mukaddimesi’nde bütün edebi sanatlar gibi, gibi’nin anası teÅŸbih de alır nasibini. Mademki edebi sanatlar zihnin gerçek üzerindeki deÄŸiÅŸtirici özelliÄŸinden hareket etmektedir, öyleyse bunların gereÄŸi yoktur. Çünkü gerçek tek başına, en yalın haliyle, kendi haliyle zaten güzeldir. Sanatın, en sade tanımıyla bile, gerçek üzerindeki bilinçli bir deformasyon olduÄŸunu görmezden gelen bu radikal tavır, aslında doÄŸrudan gerçek-perestlikten neÅŸ’et eder. 40 KuÅŸağı. İki Cihan Harbi’nin dünyaya armaÄŸan ettiÄŸi yitikler nesli. O bunalımın bakıyyesidir tek gerçek olarak yaÅŸamaya sarılan, yaÅŸamı her haliyle, her mihnetiyle en üstün bulan tavır. Artık gerçeÄŸin renklerini ve ÅŸekillerini, taÅŸlarını ve nebâtını hayal havzının sularından seyretmenin, gibi’leÅŸtirmenin devri geçmiÅŸtir.

Oysa gibi, eski dünyanın sevdiği bir edattır. Hemen her divanda gibi redifli bir veya birkaç gazel çıkar karşımıza. Görünür dünyayı ayniyle tekrar etmekle yetinmeyen gelenek gerçeği (yalnızca gerçeği değil asıl gerçeği) tekrar değil ifade ederken onu mecazlara çevirmek ihtiyacındadır. O dünyanın gerçekliğinden söz edilemez çünkü.

Aktı gönlüm bir nihâl-i işveye sular gibi (Naili).

Bir efendi bulmadım devletlü sultânım gibi (Nedim).

Berk yapıştın şol dünyâya koyup gitmeyesin gibi

Karanu yalınız sinde varıp yatmayasın gibi (Yunus Emre).

Gibi Redifli Gazel, Attila İlhan’ın elinde eskiyle kurulacak kendince bir iliÅŸki denemesi olurken gibi redifli gazellerin en güzelini de zannımca Muhıbbi söyler:

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi

Gibi olmasa eksik kalır gerçek. Gibi olmasa baÅŸka nasıl anlatılırdı cam ırmağında taÅŸ gemi yüzdürmeye kalkışmak? Sadece ırmak deÄŸil taÅŸ gemi de kırılmış gibi. İki ders arasında kâğıtsız kalemsiz, onca dağınık manayı derleyip toparlayamayınca her ÅŸey bir gibi’nin sırtına kalmış gibi. BaÅŸka türlü nasıl ifade edebilirdik sözün tıkandığı cüsseyi? Åžeytan gibi, melek gibi, insan gibi.

Nasıl tarif ederdik ölmeyi? Bir büyük boşlukta bir çığlık kopmuş gibi. Çığlığı atan yokmuş da ses hâlâ çınlıyormuş gibi. Bir uçurumdan düşüp de öylece hareketsiz kalmış gibi. Dünya aniden bitmiş de bundan sonrası ölüm gibi. Bir avuç altın tozu rüzgârda savrulmuş gibi.

Ya da dirilmek. Başka türlü nasıl anlatılabilirdi? Gitmiş de vaz geçmiş gibi. Ölüp de dönmüş gibi. Dağ dağa kavuşur gibi.

28 Mart 2010,Pazar

Tags:


Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.