Cemil Meriç, aşk ve trajik

Aralık 6, 2009 Zaman Gazetesi Add comments

Bu kurÅŸuni bulutlar ancak inancın ya da aÅŸkın rüzgârıyla bir yana sıyrılabilir. İnanç trajediyi sükûnetiyle yok ederken; aÅŸk, kasırgasıyla kırar çünkü. Kalbin zamanı yoktur ve cenneti bu dünyada hissettirir. Araf’taki aydın aÅŸka bu nedenle dört elle sarılır. Cehenneme yuvarlanmamak için tutunmak ister bir kadın eline.

Fakat kime yanlasa hüsran. Belki her defasında tecrübesi aynı ÅŸiddettedir. Ama 1964′te, bu kez mektupları elimizdedir. “İnsanın dörtte üçünü görünür kılan aÅŸk”, trajedisinden sükûnet, kaosundan kozmos, fırtınasından renk ve ahenk çıkarmasını saÄŸlamıştır. Tamamlandığını, uçurumların üzerine yekpare köprüler kurarak ÅŸelâlelerini sınırsızca akıttığını hisseder. Fakat “AÅŸkın çiçekleri çabuk solar sevgilim”. EÅŸsiz uyum yok olmuÅŸ, durgun su dalgalanmış, büyü bozulmuÅŸtur. Dilinin acılaÅŸması gecikmez. Kayıtsız ÅŸartsız kendisine teslim olmadığı için sevgilisine yöneltir öfke oklarını. Neticede, cennet zamanını özleyen araftaki aydın, hiçbir erkeÄŸin hiçbir kadına yazmadığına inandığı bu mektupları “Cehennemden Mektuplar” olarak adlandırır. DeÄŸil mi ki aÅŸk, trajediyi eÄŸer kırmıyorsa sadece artırır. Jurnal’inin en güzel ve en acı sayfalarıdır bunlar. Öfkesinde bile öyle asildir.

İki yıl sonra. Yeni bir tecrübe. Ezeli aşk üçgeninin tamamlanması gecikmez. Trajik olanın değişmez şeması. Üçgenin tepesinde Cemil Meriç vardır. Diğer köşelerden birinde Fevziye Hanım, diğerinde Lâmia Hanım.

Fevziye’sine her ÅŸeyden önce yazılı yasalarla baÄŸlıdır Cemil Meriç. Nikâh. Toplumun, dinin, ahlâkın bütün dayatmaları ve tabularıyla. Dahası yazılı yasaların çok daha üzerinde seyreden ve çok daha geçerli olan vicdanın yasalarıyla. Çünkü Fevziye Hanım iyi bir anne, nurlu bir Meryem’dir. Fedakâr ve anlayışlıdır. Sözlüklerin iyi hanesine kayıtlı daha yığınla sıfat onu tanımlar. Böylesi bir melek, duygularda bile olsun nasıl aldatılabilir? Soru bu; Meriç’in trajedisi budur. Fevziye Hanım, evet, “Sakin bir yaz akÅŸamı, fırtınasız bir liman”dır ama mesele tam da budur iÅŸte. Meriç “kasırgaya susuz”dur ve üçgenin bir de diÄŸer köşesi vardır.

Her defasında yanıldığı ÅŸey nihayet çıkmıştır karşısına. Ve bu kez biz de ÅŸahidiz ki yanılmamaktadır. Aradığı ve beklediÄŸi ne varsa ÅŸimdi hepsi Lâmia. Her ÅŸey Lâmia’ya ilgisi nispetinde aydınlanır. Onunla kelimelerin soyut dünyası dışına çıkarak düpedüz yaÅŸar. Ben’in cenderesini aÅŸar.

Lâmia Hanım, Meriç’i sadece sevmekle kalmaz. Bunun niçinlerini de sıralar cömertlikle. GerçeÄŸi en istendik görüntüsüyle yansıtan bir aynadır o. Yıllarca kendi görüntüsünü aynasızlıkta ekÅŸitmiÅŸ masum bir narsistin Lâmia’sından vazgeçmesi bu nedenle mümkün olmaz. Onunla “kadın” “bir kadın”a, “diÅŸi” “Lâmia”ya dönüşür. Onunla dünyanın hayal perdesi üzerindeki varlığı anlam bulur Meriç’in. Gerçek aÅŸk. Daha ne ister?

Peki ama, şimdi ne olacaktır? Trajediler çıkışsız değil miydi?

Kendisine “Cehennemim ve cennetim” diye fısıldayan araf yazgılısını, “Dante’m benim” diye avutmasını bilen Lâmia Hanım, Meriç’in her halinin farkındadır. Evli, çocuklu, görmez. Her haliyle kabul eder onu. YokuÅŸlara sürmeden, bir seçim yapmaya zorlamadan, bir ÅŸeyleri terk etmeye, yok saymaya, reddetmeye mecbur bırakmadan. Çünkü Lâmia bilir ki bazı seçimlerin sonu yoktur. Bazı seçimlerdense seçmemek evlâdır. Meriç’in böyle bir seçimden salimen çıkamayacağını, bölüneceÄŸini ve böyle bir bölümden geriye de sadece sıfır kalacağını bilir. Bir bakıma trajedi-kıran kadındır Lâmia.

Bu nedenle Meriç’in Jurnal’ini Lâmia Hanım’dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırabiliriz rahatlıkla. Bahtiyardır sonrasında Meriç ve Jurnal’in hasret dolu sayfalarına korkusuzca dönüp bakabilir ÅŸimdi. Atlatılmış felâkete dönüp bakmanın huzuruyla. Bu, aslında sükûnete giden yolun da baÅŸlangıcıdır ama sükûnet aÅŸkın en büyük düşmanı deÄŸil midir?

*Yazının tamamı: “Jurnallerde Trajik Kimlik”, Hece Cemil Meriç Özel Sayısı, Ocak 2010.

6 Aralık 2009, Pazar

Tags:


Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.