“Ben anladım hocam. Åžair âşık”

Haziran 6, 2010 Zaman Gazetesi Add comments

Bir daha bir “Mezuniyet Yazısı” yazmam sanırdım. Ne yanılgı oysa. DeÄŸil mi ki: Bunlar da gidiyorlar.

Son bir kare şimdi. Bu kez oturan onlar ben ayakta duruyorum. Ben fotoğraf çekiyorum onlar poz vermiyorlar. Bahçenin alçak duvarı üzerine yığılmışlar. Yüzlerinde anlamı bile kestirilemeyen keder. Omuzlarında yükün ilk ağırlığına açık bir hava boşluğu. Bunlar da gidiyorlar.

Dört yıl önceki kendileriyle bugünkü kendileri arasında, sınav listelerinde birer isimden çok daha fazlasıydılar. O kemiyette kimi gözümün önünde gelişti serpildi kimi eriyip gitti, gayret ettimse de elimden bir şey gelmedi. Kimi benim dersime gelmeyip de ne yaptığına içerlediğim. Kimi gül zamanı vurup da derslere niye geldiğine hayret ettiğim. Kimi devamsızlığın tadını yeni almış, kimi hiç mecburiyeti yokken ders atlamamış. Kimi adını zikrettiğim yaprağın izini sürdü, kiminin, dört soru sorduğum sınavda bahtına hesapta hiç olmayan beşinci bir soru düştü. Kimi hiç sormadığım bir soruyu cevapladı kimi de fotokopi soru kâğıtları arasında orijinal nüsha ile karşılaştığını anlayacak kadar uyanıktı.

Şu fani dünya yaşamından bir resim seç kendine kendinden deseler. Seçeceğim resim besbelli. Adını bildiğim bir ağacın dibinde kör bir sokak köpeğinin gözlerini sıvazlarken ben, onda da kimi yanımda refakatçi kimi sessiz takipçiydi. Hepsinin bir cümlesi var bu defterde. Ama hesap bu defa sıraların üzerinden çok kürsünün arkasında. Dört yıl önceki halleriyle bugünkü halleri arasında ben ne kadar yol almışım? (Cevap almak için sorulmadı bu soru. Cevabı içinde zahir. Noktası parantezin dışında. İstifham).

Bu istifhamda kendimden bıktığım, yıldığım, yorulduÄŸum zamanlarda. Daha zaman kalmadı sandığım zamanlarda. Gözlerimdeki endiÅŸeyi de sararan çehremin rengini de günbegün izlediler. Kimi teselli ettiler kimi aldırma gönül dediler. Taşıyamam zannettiÄŸim çok ÅŸeyi onların sırtında taşıdım. Bu da geçer, derken bile, geçer de iz bırakır, farkındaydılar elbet ama ÅŸu satırları da onlar yazdılar: Tolstoy ve Dostoyevski kahramanları bir Jean Valjean gibi merhamet olgusu ile kendi özünü ‘hatırlayabilecek’ potansiyele sahip deÄŸillerdi. Onlar anlık duyumsamanın ötesinde sürece yayılan ‘kavrayış’ unsurunun izindeydiler. Bu denli sarsıcı bir kavrayış ise ancak hem psikolojik hem de bedensel bir ‘acı’ ile mümkün olabilirdi. Bedenlerinden ruhlarına süzülen bir acı… Tam not tamam, ama ah Fatih! Ben bu iÅŸi çözemedim. Sen bakma benim cevap anahtarıma.

Bir filmi izlemekle onun içinden çıka gelmek arasındaki farkı, insanın bazen hayattayken bile bir ölü gibi düşünülebileceÄŸini, Tolstoy’un SavaÅŸ ve Barış’ı tesadüfen yazmadığını biliyordum gerçi ama hayatımın bir parçası zannettiÄŸim ÅŸeyin aslî parça olduÄŸunu hakkelyakin onlardan öğrendim. Ben ki “Çocuklar nasıl?” diye sorulduÄŸunda, “Hangi çocuklar? Benimkiler mi öğrencilerim mi?” diye cevap vermiÅŸim. Hepsi her haliyle muteberim. Öğrencilerim olmasa. Yıkılır giderdim.

Her yıl bir “Mezuniyet Yazısı” yazmayı alışkanlık haline getirdiÄŸim söylenebilir belki. BaÅŸka türlüsü mümkün deÄŸil, mazur görün lütfen. Üstelik ÅŸu sevimli hikâye olmasa da bu yazıyı yazacaktım. Ama tebessüm olsun, onunla bitireyim:

“Sen de o gemidesin” telmihli onca “mumdan gemi ateÅŸ denizi üzerinde” yüzerken, bu kez taÅŸ ırmağına camdan gemiler düşerken final kâğıtlarını okuyorum. Orhan Veli’nin Anlatamıyorum’unu vermiÅŸim, düğümü, gelip malûm dizeler üzerine dizmiÅŸim: Bilmezdim ÅŸarkıların bu kadar güzel/ Kelimelerinse kifayetsiz olduÄŸunu/ Bu derde düşmeden önce. Ve sormuÅŸum: “Åžair, ÅŸarkıların bu kadar güzel kelimelerinse kifayetsiz olduÄŸunu neden daha evvel deÄŸil de ÅŸimdi fark etmektedir?” Hayret! Sınıfın onca parıltılı öğrencisi teknik meseleler üzerinde oyalanıp asıl cevabı ÅŸaÅŸarken, tekrarın tekrarlısı bir kâğıda takılıyor gözlerim. Bir ÅŸeyler karaladıktan sonra cevabı bir çırpıda veriyor bizimki:

“Her ne kadar ÅŸair ‘Anlatamıyorum’ dese de ben anladım hocam. Åžair âşık”.

Yâ Rabbi! Böyle kâğıtları okudukça ben daha nasıl eskirim? Enes, sen çok yaşa e mi!

 

06 Haziran 2010, Pazar

Tags:


7 Responses to ““Ben anladım hocam. Åžair âşık””

  1. Aslıhan Kerkip Diyorki: |

    ArkadaÅŸlar ÅŸimdi baktım bende yandaki tarih arÅŸivinde haziran aylarına tıklarsanız bahsi geçen yazıları görürsünüz. Hocamız köşe yazısı yazıyorsa o dönemlerde konusunu mezuniyete ayırdığı bir yazısı var genelde…

  2. Aslıhan Kerkip Diyorki: |

    kemal,gökhan,özkan,enes,bedir,samet arkadaÅŸlar Hoca mız bu yazıdan bahsediyor sanırım. Senenin bu zamanları hep mezuniyet yazıları yazıyorum buda onlardan biri diyor…
    Enes arkadaşım bende kıskandım seni..

  3. şakayık Diyorki: |

    Ezel bezminde yan yana olamayışımızdan mıdır dünyada sizi göremeyiÅŸim,yakınınızda olamayışım… Siz söylediniz,biz dinledik ezelde.Ya da siz yazdınız biz okuduk… Bu yüzden bununla kaldı buradaki tek taraflı muhabbet… Öğrenciniz olamamakla mahzundur bu gönül.Farklı üniversitede farklı bir bölümde okurken aslında ben sizin öğrencinizdim…Ahirde buluÅŸmak dileÄŸiyle;deÄŸil mi ki tüm kalpler orada birleÅŸir,burada yaÅŸayamadıklarımız oraya kalmıştır…

  4. mercan Diyorki: |

    kendimi sizde mi gördüm..sizi kendimde mi bilemedim..çocuklarınızla(!)nice senelere..

  5. hatice Diyorki: |

    acaba yanlış bölüm mü okuyorum diye aklımdan geçirdim.enes bey kıymetinizi bilin. bana hiçbir hocam bu kadar kıymet vermedi.ya da bir özeleştiri:kıymetsizim.

  6. kemal,gökhan,özkan,enes,bedir,samet Diyorki: |

    Hocam 2008 mezunları olarak biz mezuniyet yazınızı okuyamadık..yayınlamanız mümkün müdür?muhabbet ile..

  7. fidan Diyorki: |

    ben okurken böyle boÄŸazımdan düğümler beliriyorsa, öğrencileriniz okurken neler hisseder tahmin edemedim…

Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.