Eylem: Siz

Eylül 5, 1999 Mor Mürekkep (Zaman) Add comments

Nazan BekiroÄŸlu
Eylem: Siz
Kalbin depremleri tek başına mazur değil. Duygu eylem biçiminde belirmedikçe çekilen acının anlamı yok. Biz, içimizdeki depremlerde ne yazık ki eylemsiz, siz depremlerin tam ortasında, eylem siz. Bu yazı kalbini eşelemeyi bildiği kadar hayatı sürüklemeyi de bilenler için yazıldı.
Kalbi kadar bedeninin sarsılmasını da göze alanlar için.

Yuda’nın kendini astığı erguvan aÄŸacının altında, çarmıhını sırtında taşıyan için oturup aÄŸlamak yerine koÅŸmayı seçtiniz. Kalbin depremleriyle yetinmediniz. Soluksuz ve sınırsız, sorgusuz ve sualsiz attınız kendinizi gerçeÄŸin kucağına. Susmanın meziyetle, söylemenin ticari bir kelime kadrosuyla ölçüldüğü bir yangının ortasında. Hakikatin örtüsüne bürünerek çıplak kalmayı, ödünç pembe incili kaftanlara tercih ettiniz. BildiÄŸiniz, bilmediÄŸinizi izah etti sonunda. Görünürde yitirdiniz. “Yitme” dendikçe yiten sizdiniz. Ama görünürde, sadece görünürde. Kar hanesindeydi tesciliniz, kar gerçekte sizdiniz.

Cebinizde geçer olmayan akçeler. Üçyüzdokuz yıllık bir uykunun yorgunu. Sol ÅŸakağınızdan sol elmacık kemiÄŸinize uzanan bir hatta, maÄŸara üzerinde sizi rahatsız etmeden, usulca kavsini çizerek geçen güneÅŸin dokunuÅŸu. Cebinizde geçer olmayan akçeler, yine ilk bakışta. Ama bir köşesinde cebinizin büyülü yüzük. Tek başına bütün dengeyi kuran. Hayatı saÄŸaltan. “Altın tartmaz” kızı bir dokunuÅŸta tek yüzükle tartan.

Beytullah’ın örtüsüne sarılarak gözyaşının tuzunda yıkanmış duaların sadakatinde alınan ilk nefeste, iki taraflı aÄŸaçlıklı bir yolun nihayetindesiniz. Yitik gül vasfında sahipleniliÅŸiniz birden, kadere itirazsız, ezel müebbedinden hükümlüsünüz. Bela sularında yüzmeyi göze alan gemi ezel limanından baÅŸka nereden demir almış olabilir ki?

Alnınızdan Nil geçiyor. Demek ki alnınızdan ceylanlar su içiyor. Bütün çöl yazıları kadar bütün ateÅŸ yazıları da sizin özetiniz. AteÅŸin bahtında, sizsiniz. Gülzarın bahtında, siz. Putların bahtında, yine siz. Ama su da sizsiniz. Yaratılış anında ateÅŸ topuna deÄŸen ilk damla: Vav. Ana karnında aydınlığa çıkacağı anı bekleyen bebek: Vav. Zahmet, çığlık. İki büklüm, vav kıvrımındasınız. Gayret! Bebek doÄŸar, hem de, anne, yeniden. Açılır vav’ın talihi, bir elife dönüşür. KuÅŸ ana yurduna uçar.

Şimdi artık giderken sadaka verdiğiniz dilencinin dönüşünüzde size gülümseyeceği mevsimdeyiz. Yani ki sünnete binaen size sadaka vereceği. Kim sahip kim dilenci? Siz, rüzgarla yarışabilirsiniz. Ya bir nar ağacının altındasınız çünkü ya bir elma ağacının. Üstünüzde bulutlar. Refakatinizde kekik dalları. Gülümsemektesiniz. Hangi masaldan çıkıp da böyle yirminci asırlara düşüverdiniz, söyler misiniz? Yağmur çağıran bir denizin kıyısında lavanta kokulu bir düşe mi girdiniz?

Kapıları olmayan bir evdesiniz; ama pencereleriniz açık kalmış olmalı geceden. Odanızda ortancalar, birçok kuş tüyü. Kapıları olmayan ev, sürgüleri olmayan şehir. Suların, göklerin ve kalbin de kapıları yoktur biliyorsunuz değil mi? Yo, göklerin kapıları var biz görmeyiz. Kalbin de, bazen açık unuturuz, bazen örteriz. Bir tek suların kapıları yok. Belki onu da vardır, bir gün biliriz.

Ya, batı ufkuna, güneş batmadan biraz evvel doğan ve doğu ufkuna, güneş doğmadan biraz evvel batan şu yıldızları bırakan siz misiniz?

Ölü olmayan kuşlar, bulutlar mütercimi. Suya düşen yıldız, monolog sakini. Hangi manzumedesiniz?

Allah aşkına, bu kadar çok görüntü vermek için ne kadar çok kırık aynalara dökülmüş olmalısınız. Oysa kesret değil, vahdettesiniz. Öyleyse siz kimselere düşürülemeyen görüntülerin düştüğü ayna ve dahi kimselerin düşüremediği görüntüyü aynalara düşüren suretsiniz.

Siz misiniz şimdi maziyi eski zaman aynalarının derinliğinden toplamaya kalkışan ve hayatı yeniden yazan? İhtilallerin her sokak başında ne çok alemdarlar yarattığını bilen siz, inanılmaz biçimde kaybediyor gibi görünürken hep kazanan, sizsiniz.

Ayasofyalar’ın birinde arka bahçeye o kadar yakışan siyah gül siz misiniz? Ve söyler misiniz bana, deniz gümüş yeÅŸili bir aynaya dönüştüğünde siz kaçıncı sürgündeydiniz?

KuÅŸkusuz Fatih’in Çinili Köşk’ünde bir pencere alınlığından yere bakan mavi Osmanlı lalesi. Ve bir hücum hattıyla, hani kanat açmış koÅŸan Osmanlı atlıları, suya dökülen ışık gibi akan mısra da sizsiniz: DeÄŸil mi ki akar gönlünüz “bir nihal-i iÅŸveye sular gibi”.

Saray-ı Amire’nin çoktandır karanlık Kasr-ı Adalet’inden göğe aÄŸan aydınlık. Sultan Süleyman gözyaşı istediÄŸinde davete icabet eden, sizsiniz. Bir güzergah kent atlasında. Sultan Süleyman’ın kentini içine sindirmiÅŸ ve dahi onun kentinin içine sinmiÅŸsiniz. Ve söyler misiniz, Süleymaniye bahçesinden izinsiz kopardığım sarı gül ve mihrab ile minber arasında, saÄŸdan üç önden üçüncü sıra, Sultan Süleyman’la aynı safta. Tek vahdettir. İki tesniye. Üçüncüsü olarak cemaatini tamamladığım o, siz misiniz?




Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.