Refakat, Mavi Lâle ve Ölü Şehzâde
Nisan 2, 2001 Mavi Lâle Kitabından Seçme Metinler Add comments|
REFAKAT, MAVİ LALE VE ÖLÜ ÅžEHZADE Ben’im. Hani o mavi lale. Bir kapının üzerinde sülüs hurufattan arda kalan boÅŸluklarına dolduÄŸum çini kitabede. Her ÅŸeyin, arkasındaki hayatla birlikte yükseldiÄŸi devirden kalma bir külliyede. Duvarlarından en rutubetlisine servi fidanı iÅŸlenmiÅŸ bir türbede. Sayamadığım kadar çok yüzyıldır ki bir ÅŸehzadenin ölüsünü beklemekteyim. Sessizlikte. Eylemsizlikte. Refakat. Mavi lale. Ve ölü ÅŸehzade. Düşüncenin yoÄŸunluÄŸunda bir burguyla oyulur gibi oyulurken içim. Alınlığında yer aldığım kapının dışında neler olup bittiÄŸini baÅŸlangıçta hiç merak etmedim. Her ÅŸey bir gölge gibi geldi ve geçti yüzümü döndüğüm duvarın üstünden. Bütünün bilgisi içinde olması gereken bir parça idiysem de bütüne dair bir ÅŸey görmedim. Refakatteydim. Eylemsizdim. En fazla ölü bir ÅŸehzadeydim. Mavi bir lale olarak sahip olduÄŸum kimliÄŸimde ölü bir ÅŸehzade kadar eylemsizken, düşüncelerimde, yazgısına baÅŸ kaldıran bir kahraman kadar hareketteydim. Garip çeliÅŸki yaman kader. Çinilerin sessizliÄŸini beklediÄŸime göre sessizliÄŸin ta kendisiydim. Ne çok sorularım vardı oysa cevaplarını beklediÄŸim. Üstelik hangi sorulara karşılık olduÄŸu bir türlü kestirilemeyen cevapları olan da bendim. Zihnimde çok ÅŸey vardı da onları ne yapacağımı hiç bilmedim. Ne yapacağımı bilmeyerek sahip olduklarımın ağırlığı altında ezilmekten korkmaya baÅŸladığımda kitabesinde yer aldığım kapının dışında neler olduÄŸunu ilk kez merak ettim. Merak suretinde serildi baÅŸkaldırının örtüsü üzerime. Var olduÄŸunu bildiÄŸim halde bir türlü bulup çıkaramadığım yazı, okunması gerektiÄŸi halde okuyamadığım metin, ya da söylenmesi gerektiÄŸi halde söylenmeyen söz; bütün bunları merak edebileceÄŸim kadar dışarıda neler olduÄŸunu merak ettim. Gece midir gündüzleri yutan, gündüz müdür gecelerden sıyrılan? Aslolan gelmekler midir, yoksa gitmekler midir? Görüp de unuttuÄŸum rüyaları deÄŸil gördüğümü bile bilmediÄŸim rüyaları merak ettim. Hep merak ettim, iÅŸleme yönü deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ bir zihin, akış yönü deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ bir yürek. Süveydası iptal edilmemiÅŸ bir merakın sancısı. Bana öğretilen anlam katmanlarının dışında farklı anlam katmanlarını öğrenmenin ÅŸaÅŸkınlığı. Günleri sayarken bir ÅŸehzadenin ölüsüne refakatte, bitmek ve tükenmek bilmezmiÅŸ gibi görünen günleri, aslında azalmadığımı çoÄŸaldığımı öğrendim. Åžaşılacak derecede bana benzeyen gölge kahraman ile karşılaÅŸtığımda gördüm ki ne kadar hoşça kal dediysem o kadar geri dönmüşüm. Kaç kez geri döndüysem o kadar da hoşça kal demiÅŸim. EylemsizmiÅŸim. Sadece refakatçiymiÅŸim. Bir kez olsun pencerenin dışındaki dünyanın oluÅŸlarına katılabilseymiÅŸim düşüncelerimi eyleme dökmeyi baÅŸarabilecekmiÅŸim. Oysa ben sadece içi boÅŸaltılmış monolog cümleleri ile konuÅŸup yangınların üzerinden karanfil tütsüsü geçirmiÅŸim. En büyük eylemim eylemsizliÄŸim. Dışarıda, küçücük sebepler için alınan büyük kararların kılavuzluÄŸunda muhteÅŸem fırtınalar kopardı. DaÄŸ laleleri. Her bahar kıyamet bir kez daha kopardı. Ne güzel! Ben? Düşünüp de eyleyememekten neredeyse taÅŸ kesilecektim. Öyle ürktüm ki kendi hareketsizliÄŸimden elimden gelse bir daha düşünmeyecektim. Ama yine de hep düşündüm. Yazılması gerektiÄŸi halde, yazılması için yeterli zaman kalmayan cümlelerimin telaşında kendisi için hazırlanan ziyafete daveti unutulan çocuÄŸun hüznü vardı. Geç gelse de uzun süren bir kışı da, erken gelse de çabuk biten bir yaz’ı da sadece fark ettim. Sadece duvara düşen gölgelerinden onları tanıdığımı nasıl iddia edebilirdim? Bu yüzden sahici deÄŸildim. Ama çevirdikçe sayfaları arasından kurumuÅŸ gül yaprakları çıkan bir kitabın ÅŸaşırtıcılığından daha fazla ÅŸaşırtıcı olan hayatı istedim. Giderek örselenen bir yüreÄŸin taşımakta zorlanacağı kadar hayat, dedim. Razıydım. Çünkü gölgenin yerini bulduÄŸumda sebebim de merak etmem gerektiÄŸini anladım. Sesim bu yüzden boÄŸuk, bakışlarım muÄŸlaktı. Aklım dışarıda, kalbim kendisini beklediÄŸim ve bana hiçbir ÅŸey öğretmeyen ÅŸehzadede. Refakatle ihanet arasında kaldığımda ilk ölümcül yarayı aldım. Bir mesnevinin sıyrılıp satırlarından, sessiz sedasız çıkıp gitmenin tam zamanıdır, anladım. Ben, onca zaman bana ayrılmış olan yeri bırakıp da giderken. Ne kadar meÅŸakkatle sözcükleri bulunup da zahire çıkarılmış bir mesnevinin hatimesi yazılırken duyulan hüzne benzedi hüzünlerin alası. Çünkü tetimme deyince bir kere, kendi mesnevisinden sessiz sedasız çekip giden ilk kahramandır onu yazan. Geride kalan: Her biten ÅŸeyin ardından geriye kalan; hüzünlerin leylası. Bir zamanlar bir boÅŸluÄŸu doldurmuÅŸ olan ve gerçek hayattaki lalelere benzemeyen garip ve mavi bir lalenin hatırası. Ben, bütün bunları merak ettim. Önündeki ve arkasındaki mevsimin resmini aynı anda içinde taşıyan bir mart serinliÄŸinde ölüme tarih düşürüldüğüm kapının alınlığından indim. Sabaha karşı deÄŸil, düpedüz geceydi. Son bir çığlık. Son bir sancı. Ama o da sessiz. Son sessizliÄŸim. Yumdum gözlerimi. Bir kurgudan hayata düştüğüm yerde aldığım ilk nefesi iliklerime kadar içime çektim. Beni elbette yaÄŸmur karşıladı. Kendimi dışarıda, gölgelerin sebebi olan asılların arasında bulunca, dönüp de geriye baktığımda. Artık ben de duvara düşen gölgelerden biriydim. Gülümsedim. Arkamda bir mesnevi kaldı, önüm hayattı. içimi dolduran sesi ve nefesi sonuna kadar salıverdim. Mavi Lâle, İyiadam Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2001, s.79 - 81 |
Son Yorumlar