Ömer Lekesiz ; “BeÅŸ Öykücüde bakış açısı (Nazan BekiroÄŸlu, Nun Masalları )”, Hece , sayı 14 , Åžubat 98
Şubat 14, 1998 Kitapları Hakkında Yazılanlar, Nun Masalları Add commentsNAZAN BEKİROĞLU, NUN MASALLARI
Nun Masalları’ndaki hakim bakış açısını ele veren üç öykü: Bahçeli Tarih, AkÅŸamın AÄŸası ve Kara YaÄŸmur. Bahçeli Tarih Ocak 1991′de. AkÅŸamın AÄŸası Nisan 1991′de. Kara YaÄŸmur, Haziran 1991′de yayımlanmış. Kitabın ilk öyküsü Hat ve Rasat’ın Eylül 1992′de, diÄŸerlerinin bu tarihten sonra yayımlandıkları göz önüne alındığında da söz konuÅŸu üç öykünün tarihsel bir öncelik taşıdığı anlaşılıyor. Bahçeli Tarih, hakim bakış açısına iliÅŸkin giriÅŸ ve soruları içerirken. AkÅŸamın AÄŸası geliÅŸme ve cevapları. Kara YaÄŸmur ise genel yaklaşımları içeriyor.
Bahçeli Tarih: II.Mahmut Döneminde Enderun TeÅŸkilatı konulu bir bitirme tezi hazırlayan gencin, tarihle bugün arasındaki düşünsel seyri… Abdülhak Hamit’in amcası Hafız Çuhadar Hızır İlyas (1800-1864) ve eseri Vekayi-i Letaif-i Enderun (1859) çevresinde, kütüphane memuresinden etkilenerek gönül iÅŸlerini, gençlik tutkularını aÅŸikar eden gencin, hacimli tarihsel çalışmalarının gölgesinde kaybolmuÅŸlara, zamanın diÅŸlileri arasında yitip gitmiÅŸ mazideki özel hayatlara, onların ilgi ve iliÅŸkilerine olan merakı…
Kütüphane memuresinin ince kelebek ellerinden Leydi Makbet’in (Ayine-i Mücellada Nihanız, s: 41), Hafız Hızır İlyas AÄŸa’nın Letaif’i yazan ellerine (bugünden maziye) geçiÅŸ… “Hafız Hızır İlyas AÄŸa, (…) Acaba diyorum acaba, beni hiç aklına getirmiÅŸ midir?”, “O on dokuz yılını anlattığın, yere göğe sığdıramadığın II. Mahmut da yok. Duygularınız yok. Kinleriniz, nefretleriniz, aÅŸklarınız, sevgileriniz, hele hele göz yaÅŸlarınız hiç yok. Sen hiç aşık olmadın mı? Veya senin hiç yakınlarından biri ölmedi mi? Tam otuz sekiz kere BeÅŸiktaÅŸ sarayından İstanbul sarayına. İstanbul sarayından BeÅŸiktaÅŸ sarayına göçü anlattın da, neden o saraylardan birinin bahçesinde açan gülleri, en önemlisi o güllerin sana neler söylediklerini anlatmayı hiç denemedin?”
İsimden çok esere, mezar taşından çok nama önem veren kültürel anlayışı bilmesine raÄŸmen bu soruları soran gencin “Hadi, sizden, gölgelerinizden, gözlerinizden vaz geçtik, sizi bana getirenin kimliÄŸim bilseydim.”, “Bir “fakir” ve bir “hakir” ise nasıl olup da böyle hükmedemeyeceÄŸi kadar ortalıkta kaldı?” serzeniÅŸleri arasında şüphe ile baktığı mazideki hayatları ete kemiÄŸe, özel bir kimliÄŸe kavuÅŸturma niyetleri suya düşer ve yarınkilerin önünde kendisinin de bir Hafız Hızır İlyas olacağının bilinciyle bugünü yarma intikal edecek ÅŸekilde var kılmaya niyetlenir: “Hayır, hayır. Tez yöneticime büyük sürpriz olsun. İlk sahifeden son sahifeye kadar yazacağım ki, ey dört asır sonrasının bizim olan insanı. Biz yaÅŸadık. Biz yaÅŸadık, duyduk ve kanat açtık. (…) Biz aÅŸka aÄŸladık, ölüme de. Kaderi tanıdık. Nihayetinde varabildiÄŸimiz yerler olduÄŸunu zannettik. Biz acı çektik, ne sular aktı. Bunlar yetmezse, diyeceÄŸim, bir dört asır daha dayanabildiyse, bizi kütüphane kapısının yanındaki ihtiyar çınardan sorun. Kütüphanenin, Sevgi’ye benzemese de güzel bir memuresi vardı. Sarı, ince bir oÄŸlanı severdi. (…) Ama bizden öncekiler su kadar, taÅŸ kadar, çınar kadar bile ömürlü deÄŸillerdi. Ben onları bulabildim mi doÄŸrusu emin deÄŸilim. Ama siz bizim yaÅŸadığımızdan, ve var olduÄŸumuzdan şüphe etmeyin. Böyle yazacağım.”
Bu niyetler, BekiroÄŸlu’nun öyküsel bakış açısının ilk ayağını oluÅŸturur. Ve bu öylesine belirleyici ki örneÄŸin, eskilerin ağıtlarından habersizliÄŸe olan tepkisini, nerdeyese öykü kahramanlarını su kaybından öldürecek kadar aÄŸlatarak gidermeye çalışır BekiroÄŸlu.
AkÅŸamın AÄŸası: Hafız Hızır Ilyas’ın gencin bugününe geliÅŸi… “Anladım, beni sorgulamaya gelmiÅŸti” diyen genç adam, ona asıl düşüncesini bildiriyor: “Osmanlı’nın tarihi gerçekleri beni, birinci dereceden ilgilendirmiyor, bana vesikalar deÄŸil, özel hayatlar lazım.”
İlyas, bu zamane gencine kültürel farklılıkları (”EÄŸer ben senin arzuladığın gibi bir Hugo olsaydım, Levni minyatür deÄŸil de derinlikli manzaralar yapsaydı, biz biz olur muyduk? Bütün o İtrileri, Selim-i salisleri, Dedeleri, Galibleri, Fuzulileri besleyen ve yaratan ne?”) ve mazideki özel hayatlara nüfuzun yöntemini (”Ben, dedi, biraz farklıyım. Seni bir ÅŸans olarak kabul edebilirim. Nihayetinde bak iÅŸte, merak ettim de. Ama bütün o adı yok ‘fakirler, ‘hakir’ler… Onları o kadar çok kurcalama. Onlar rahatsız olurlar. Dahası, bir anda tamamen yok olabilirler. Peki, dedim, ben ne yapacağım ÅŸimdi? Sizden bize ne kalıyor? Bütün kapıları kapatalım mı?
Yanlış anladın galiba, dedi. Bizsiz hiç olmayacaksınız. Bizler elbette hissettik. Bir hayatımız elbet vardı. Sen ÇeÅŸminur’u hiç bilmedin. Gözleri daldı. Beni söyletme, dedi. Bizi bulmak size düşüyor, bize deÄŸil.”) veriyor bu öyküde. Yani BekiroÄŸlu’nun bakış açısının ikinci ayağını… Dolayısıyla diÄŸer öykülerin temel motivasyonunu…
Kar Yağıyor: Hayalle gerçek arasında yaÅŸanan bir özdeÅŸleÅŸmenin tahkiyesi… “Tersinden mi yakalıyorum bütün tekamülatı? Bu defa mesele kendi varlığını filan deÄŸil, senin varlığın. Tamamını vehmettiÄŸim senin varlığın. Demek ki sen yoksun. Hatta hatta, evet, sen galiba hiç varolmadın. Ne garip ve anlamak ne kadar zor.”
Bugünle mazi arasındaki muhayyel (çaÄŸrışımsal) baÄŸlar… EriÅŸilebilen bir mazinin “hal”e taşınışı, kültürel bir zemine oturtulmak istenen “hal’in maziye zorunlu baÄŸlanışı… Ayine-i Mücellada Nihanız adlı öykü baÅŸta olmak üzere Nun Masalları’ndaki tüm öykülerin bakış açışı ve yazılma nedeni bu.
Son Yorumlar