Ali Çolak ; “Kadın Åžiir midir, Yoksa Åžair mi ?”, Zaman, 16 AÄŸustos 1997
Ağustos 16, 1997 Kitapları Hakkında Yazılanlar, Nun Masalları Add commentsKadın şiir midir yoksa şair mi?
Ali Çolak
Nazan BekiroÄŸlu’nun “Nun Masalları’nı (Dergah Yay. 1997) geçtiÄŸimiz ay Dergah’ta çıkan “Nesirde var ÅŸiirde yok” yazısıyla aynı günlerde okudum. Nün Masalları, BekiroÄŸlu’nun Dergah dergisinde uzun aralıklarla yayımladığı öykülerinin toplamından oluÅŸuyor. Az ve zor yazan biri Nazan BekiroÄŸlu. Öykülerini tarihi ve tasavvufi bir zemin üzerine kuruyor. Rahat, ÅŸiirli, cezbedici bir anlatımı var. O bir kadın ve öykücü. Üstelik bir edebiyat doçenti ve duyarlı, usta bir öykücü. Kadının ‘nesirde var’ olduÄŸunu gösteren en iyi örneklerden biri.
“Nesirde var ÅŸiirde yok” yazısı, uzun zamandır düşünü kurduÄŸum ve fakat yazmaya bir türlü cesaret edemediÄŸim “Kadın ve ÅŸiir” konulu bir yazıya “baÅŸlama” cesareti verdi bana. Çok uzun bir yazı, belki kitaplık bir çalışma olarak düşlediÄŸim “kadın-ÅŸiir” konusunun kapağını böylece kaldırmış oluyorum.
“Kadından ÅŸair olur mu? “sorusu çokça sorulmuÅŸ. Hilmi Yavuz, ‘Ah Kadınlar’ kitabında bir yazısına baÅŸlık yapmış bu soruyu. O yazıda, Suriye asıllı ÅŸair Adonis’e atfedilen bir sözü zikrediyor Hilmi Yavuz, “Kadından ÅŸair olmaz. Çünkü kadının kendisi ÅŸiirdir, ÅŸiir yazdığı zaman kendini tekrarlamış olur.” demiÅŸ Adonis. (Adonis’in bu sözü bu ÅŸekilde söyleyip söylemediÄŸi kesinlik kazanmamış) Haklı olarak kadın yazarlar ÅŸaire veryansın etmiÅŸler bu görüşünden dolayı. Hükmün keskinliÄŸi ve gerçeklerle ne derece uyuÅŸtuÄŸunu bir yana bırakırsak “kadının kendisi ÅŸiirdir” gerekçesi pek çok erkeÄŸi cezbedecek cinstendir. Åžiirin bir duyarlık ve incelik ürünü oluÅŸu, ‘kadınla arasında her zaman doÄŸal bir ‘ilgi’ kurulmasını neredeyse mecburiyet haline getirmiÅŸtir. Kadın deyince akla ilk gelenler incelik, duygu, zarafet ve nezakettir ne de olsa.
Nazan BekiroÄŸlu ‘Kadın ve ÅŸiir’ konusuna bu tür tartışmaların dışında; sosyolojik bir noktadan bakıyor. ‘Kadın edip olarak zirve isimler nedense hep nesirden gelmekte.’ dedikten sonra ekliyor: “Yahya Kemal ya da Sezai Karakoç’la mukayese edilebilecek bir kadın ÅŸairimiz yok.” Yazara göre bu, hayret edilecek bir durum deÄŸil.
Kadın, nesirde var da ÅŸiirde neden yok? Bu sorunun cevabı “Åžiirin, romanın ve nihayet kadının, dolayısıyla erkeÄŸin tarihini gözden geçirmekte” yatıyor. Çünkü diyor Nazan BekiroÄŸlu, kadın ve erkek romana (yani nesire A.Ç.) aynı noktadan ve dönem eÅŸitliÄŸi ile baÅŸlamaktadır. “Kadın için toplumsal anlamda bir kimlik arama, aydınlanma ve var olma sürecinin baÅŸlangıç tarihinin, geniÅŸ ölçekte romanın baÅŸlangıç tarihiyle örtüştüğü fark edilir. Erkek de kadın da nesirde aynı evrelerden geçerek aynı güçlükleri yaÅŸayarak aynı zeminde yürümüşlerdir.” Åžiirde öyle midir ya! “Kadının ÅŸiir noktasında arkadaki altı asırlık gelenek desteÄŸinden mahrum kaldığı görülür.” Kadının ÅŸiirde “yok” olmasının nedeni budur… Erkek ÅŸair yarışa altı asırlık bir ‘avans’la baÅŸlamıştır. Arkasında divan ve halk ÅŸiiri geleneÄŸinin birikimleri vardır. “Kadının yaptığı, aradaki muazzam açığı kapatmaya çalışmaktır.” BekiroÄŸlu, kadının bu açığı kapatmasının bir iki asır alacağını ve ancak ondan sonra kadın ÅŸair-erkek ÅŸair ayrımının kalkacağını yazıyor.
‘Kadın ve Åžiir’ konusunda Adonis’in seslendirmeye çalıştığı düşünceye daha yakın bir yerde duruyor olsam da, Nazan BekiroÄŸlu Hanımefendi’ye hak vermemenin kadınlık alemine ve ‘bilimsel düşünce’ye karşı bir kadirnaÅŸinaslık olacağını düşünüyorum.
Dürüstçe konuÅŸmamız gerekirse Türk toplumunda kadının ÅŸair olanından çok ‘ÅŸiir’ olanı makbuldür. Üstad Hilmi Yavuz gibi ‘ÅŸiir okuyanı’nı tercih edenler de yok deÄŸildir. Burada bir çeliÅŸki kendini apaçık belli ediyor. Kadını bir ‘ÅŸiir olarak görüyor yahut onu ÅŸiirin ‘nesnesi’ gibi düşünüyoruz, öte yandan da ‘bir kadın ÅŸairimiz yok’ diye dertleniyoruz.
Erkek milletinin durup durup ‘Neden bir kadın ÅŸairimiz yok?’ demeye pek hakkı yok gibi geliyor bana. Kadına sosyal hayatta biçtiÄŸimiz roller, onun kendini ifade etme zorluÄŸuyla karşı karşıya gelmesine neden oluyor. Hele erkeklerde bile çok akıllı uslu, oturaklı bir sıfat olarak görülmeyen ÅŸairliÄŸin, kadınlarca taşınmasının zorluÄŸunu kabul etmemiz gerekiyor.
Bu zorluktandır ki ‘ÅŸiir yazan ya da yazdığını ortaya çıkarabilen kadınların çoÄŸu, edebiyat, sanat eÄŸitimi almış varlıklı, kültürlü ailelerden çıkıyor.” Belli baÅŸlı kadın ÅŸairlerin çoÄŸunun babası yahut kocası sadrazam, paÅŸa, kadı, vali, devlet adamı vs. Ah! yanarım o ’sıradan aile kızı’ ÅŸairlerin saklı kalan ÅŸiirlerine…
Hilmi Yavuz, “Ben kadının ÅŸiir okuyanını tercih ederim.” dediÄŸi yazısında “Kadın ÅŸairlerin erkekler gibi yazdığını, kadına, sadece kadına özgü olandan hiç söz etmediklerini” yazar. Nazan BekiroÄŸlu da paylaşıyor aynı görüşü.
Oysa ben, ÅŸiirinde ‘bir kadın olarak’ konuÅŸan kadın ÅŸairi beklemiÅŸimdir hep… ‘Kadın’ denen muammayı, ancak ÅŸair bir kadının çözebileceÄŸini düşünmüşümdür. Ne olurdu, bir kadın kalbinin acılarını, kuytularında çalkalanan denizleri, sevinçleri; bir kadın ruh unda kopan fırtınaları yine bir kadının dizelerinde okuyabilseydik. Bir kadın ÅŸair çıksa ve kadının sırrını faÅŸ etseydi. Kendini, yalnız kendini anlatsaydı. İnsanlık tarihi boyunca kadın üstüne yazılan tüm ÅŸiirlerin harfleri silinirdi o zaman, tabloların rengi solardı, heykeller çatlardı… Kadınlar üstüne yakılan türküler susardı.
BoÅŸuna… Öyle bir ÅŸair gelmeyecek… Nün Masalları yazarının yazdığına göre, böyle bir kadın ÅŸairi iki asır daha bekleyeceÄŸiz. Ben görmeyeceÄŸim nasıl olsa, görenlere selam olsun…
Son Yorumlar