İçimizde Uyanan Bahçe: Güller Kitabı

Ocak 2, 2000 Makaleler Add comments

İÇİMİZDE UYANAN BAHÇE:

GÜLLER KİTABI

I-

BeÅŸir AyvazoÄŸlu’nun Ötüken Yayınları arasından çıkan Güller kitabı‘nı bu serin kuzey kentinde, kıştan bahâra bir türlü geçilemeyen, goncaların dal uçlarında bir türlü açamadan asılı kaldığı o yerde okudum. Mayısların onbeÅŸi olduÄŸu halde hâlâ açmayan güllerle, oldum olası gizli bir hesâbım vardır. Bu yüzden olacak Güller Kitabı mayısın ilk yarısına sığdırdığım üç bahar kitabından bir oldu. Onat Kutlar’ın Bahar isyancıdır‘ı Turgeniev’in Bahar Seli ve nihayet -Dergâh‘ın 17. ve 18. sayılarında bir kısmını Bahçelerin ahengi baÅŸlığıyla okuduÄŸumdan olacak- “aman almadan gelme” tenbihleriyle ve Bahçelerin Ahengi adıyla ısmarladığım,eÅŸimin Ankara’da bir öğleden sonrasına mâl olan Güller Kitabı.

Sıcak ve samimi bir kâğıda (kuÅŸe kâğıda kitaplar görsel malzemeye dayanmıyorsa beni daima ürkütmüştür) kapağında stilize karanfil motifleriyle çıkan Güller Kitabı 256 sahife. kitabı bitirdikten ve ÅŸimdi sol tarafımdaki pencereden artık bahar kışla ezelî rekabeti neticesinde bir defa daha zaferini ilân ettikten sonra, kalemi elime alıyorum ve iÅŸte ÅŸu defterin sahifelerine biraz da rast gele, Güller Kitabı etrafından duyduklarımı yazmak istiyorum. Duyduklarımı diyorum, çünki yapmak istediÄŸim hissediyorum ki soÄŸuk bir akademisyen tavrıyla kitabı teÅŸrih masasına yatırmak deÄŸil, duyduklarımı diyorum çünki Güller Kitabı, içimden benzerlerine ancak çok sonraları Hoca Ali Rıza’nın suluboya tablolarında rastladığım mor gölgeli ve güneÅŸli bahçeleri buldu çıkardı, çocukluÄŸumun bahçelerini uyandırdı.

Falih Rıfkı Atay, “Londra ve İstanbul” adlı nefis yazısında, “biz daÄŸları yeÅŸil kabuÄŸundan soyup kayalaÅŸtıranlar, bahçeli evlerde doÄŸduk ve iki aÄŸaç arasında sallandık” der ve bahçeli evlerde doÄŸmuÅŸ olmayı bir talih olarak deÄŸerlendirir.

Bahçeli evleri hatırlayan son nesiller artık gençliği arkada bırakmaktalar. İçimde uyanan bahçede ne kadar ayrıntı var, ben altı yaşımda iken ayrıldığımız o evden hatırımda neler kalmış? Taşlığın hemen yanındaki kocaman -acaba gerçekten o kadar büyük müydü- dut ağacı, dut ağacına kurulan salıncak, arkadan sessizce yaklaşarak hâlâ bilmediğim bir nedenle salıncaktan itiverdiğim ağabeyim ve o akşam salıncağın bir daha kurulmamak üzere kaldırılması. Sonra, duvarlar üzerinde vahşi bir baş kaldırıyla baharın ilk güneşinde bitiveren mavi mine çiçekleri. Bu evden neden ayrıldık? Bunu da bilmiyorum. Hatırladığım son şey, bahçelerle ve ağaçlarla belki son mahrem anım, siyahlar giymiş hoyrat bir kadının, soğuk ve çiseli bir mart sabahı, herbirini ağabeyimle kimbilir orturma odasının penceresinden kaçar defa saydığımız ve lezzetine hâlâ hiçbir yerde rastlayamadığım portakal ve mandalinaları

-muhatabı benmişim gibi- bu ev artık bizim diyerek dal yaprak kirli bir torbaya tıkarak kendi çocuklarına götürmesi.

Ağaçlardan daha sonraları hep kaçtım. Şimdi erik ve ayva ağaçlarını birbirinden ayıramıyorum. Bunun bir arkadaşı ne kadar hayrete düşürdüğünü de ben hayretle karşılıyorum.

Åžiirin/edebiyatın bu arada tabiî bütünüyle san’atın en sevdiÄŸim tanımlarından biri, “yaÅŸanmış tecrübeleri bir defa da okuyucuda/izleyicide uynadırmak” espirisi etrafında yapılanıdır. Ve gerçek san’at eserinin izleyiciye, gerçekte içinde var olmayan bir estetik duygusu monte etmek yerine, gerçekte var fakat gizli bir estetik duygusu uyandırmak, açığa çıkarmak görevini yerine getirdiÄŸine inanınlardanım. Yani san’at eseri izleyicide aynını yapabilme heves ve cesaretini uyandırmalı. Bu noktadan bakınca evet, Güller Kitabı içimizde uyuyan bahçeyi-sadece benim deÄŸil, benim gibi düşünen pek çok okuyucu olduÄŸuna da kuvvetle inanıyorum- uyandırmıştır. Hatırlıyorum, beÅŸ altı yaÅŸlarındaydım galiba. Böyle geç bahar günlerinden birinde, başımda kirazlı bir hasır ÅŸapka, annemle gittiÄŸimiz misafirliklerden birinde, bahçenin güneÅŸli bir köşesine oturtulmuÅŸ, kiraz yiyordum. Bir kısmını çekirdekleriyle yutmuÅŸ olmalıyım. Ev sahibi amca sessizce yanıma yaklaÅŸtı ve eyvah dedi, ne olacak ÅŸimdi? Kirazları çekirdekleriyle yuttun, karnında kiraz aÄŸacı büyüyecek. Birkaç gün çektiÄŸim o korkuyu nasıl atlattığımı bilemiyorum ama zannediyorum ki hepimizin çocukluÄŸunda böyle karnımızda büyümesinden korktuÄŸumuz bir kiraz aÄŸacı ve dahası hepimizin içinde çocukluktan kalma uyuyan bir bahçe mevcuttur.

Daha önsözünde “akademik bir çalışmanın ağır ciddiyetiyle deÄŸil, edebî bir metnin sıcaklığıyla” karşılaÅŸacağımızı müjdeleyen böyle bir kitabın, içimizde bunca sıcak çaÄŸrışımlar yaratması her halde kaçınılmazdı. TeÅŸekkürler Güller Kitabı.

II-

Güller Kitabı, çiçeklerin sadece plâstik ve duygusal mânâdâ yorumlanmasından meydana gelmiÅŸ bir çalışma deÄŸil, AyvazoÄŸlu “çiçekleri baz alarak tabiata bakış tarzımızda, tarih boyunca yaÅŸanan büyük deÄŸiÅŸmeleri de ele” alıyor. Bu bakımdan Güller Kitabı, evet, arka kapakta takdim edildiÄŸi gibi “Türk kültürünün uzun ince yollarında zevkli bir yolculuk” ve bu yanıyla pek âlâ AÅŸk EstetiÄŸi ve İslâm EstetiÄŸi ve İnsan adlı eserlerine baÄŸlanabilir yazarın.

AyvazoÄŸlu, Güller Kitabı‘nı daha evvelki eserlerinden bir kısmında gördüğümüz ve alıştığımız tarzda eklerle zenginleÅŸtirmiÅŸ. Bütün bu ekler kendi başına bir “güldeste” oluÅŸturacak hacim ve muhtevada, (Gülün Gizli Tarihi adlı bölümde eklere yapılan göndermeleri bir türlü bulamadım nedense). Her bölümün başına yerleÅŸtirilmiÅŸ ve titiz bir dikkat ve zekın göstergesi olan alıntılar (GiriÅŸ ve Sonuç Yerine ile Hepsi dokuz tane) Güller Kitabı‘nda arka plânda takip edilen tarih yolunun köşe baÅŸlarından derlenmiÅŸ. Bölüm ve Alt Bölüm baÅŸlıklarının her biri ise hemen birer mısra hükmünde. Bunların bir kısmı yoÄŸun telmihler ve ödünç imajlar da taşıyor.

Ayazoğlu kitabının arka plânında sosyal ve siyasal hayatımızdaki değişimleri yansıtan şemayı kullanıyor: Biz bugünlere İslâmiyet evvelinden, İslamiyet etkisinden ve Batı etkisinden geçerek gelmişiz.

AyvazoÄŸlu, İslâmiyet evvelindeki çiçek ve bahçe kültürümüzden bahsederken, atalarımızın göçebe yaÅŸadığı dönemde yerleÅŸik bir bahçe ve çiçek kültürünün var olmadığına dikkat çekiyor. Söz gelimi, Hun mezarlarından çıkan eÅŸyaların üzerindeki resimlerin hemen hepsi hayvan mücadelelerini anlatır, Orhun Kitabelerinde çiçekten hiç böz edilmez(s.22-23).Yazarın göçebe kavramına yönelttiÄŸi bakış açısı da dikkate deÄŸer. “Göçebelik ilkellik deÄŸil, kendine göre üstünlükleri olan bir yaÅŸama biçimidir” (s.21) diyen yazar, aynı konuda Arnold Toynbee’nin de görüşlerini zikreder. Hemen arkadan göçebe kültürüyle Budist ve Manihaist Türkler’in kültürleri arasında çok büyük farklar bulunduÄŸuna dikkat çeken AyvazoÄŸlu, ancak aynı ayrımın İslâmiyet ve göçebe kültürü için geçerli olamayacağını, “müslümün Türkler’in göçebe kültürüyle İslâm kültürünün ve çeÅŸitli yerleÅŸik kültürlerin bir sentezi” olduÄŸunu ifade eder (s.25-26).

Kitabın en hacimli bölümleri, İslâmiyet etkisi altında geliÅŸen bir Türk kültür hayatının çiçekler bazında irdelenmesine tahsis edilmiÅŸ. Bütün bu bölümler boyunca ortaya koyulmak istenen ÅŸey, İslâmiyetin kabûlü ile Tanzimat arasında kalan o kültür asırlarında, insanımızın sahip olduÄŸu, görünende görünmeyeni sezme terbiyesi ve yeteneÄŸi. Yani “aÅŸkın estetiÄŸi”. AyvazoÄŸlu bütün kitabı boyunca iÅŸleyeceÄŸi bu düşüncenin ilk ifadesini Louis Massignon’un müslüman bahçelerinden bahsederken zikrettiÄŸi bir cümleyi tekrarlayarak veriyor: “….İslâm sanatlarının genel espirisine uygun olarak, irreel düzenleniÅŸiyle” müslüman bahçeleri “maddî âlemin red ve inkârı anlamını” taşımaktadır (s.52).Müslüman insanımızdaki bu hârikulâde bakış tarzı somutlaÅŸtırılırken birbirine benzeyen anektodlar zikrediliyor. Bunların ilki Budizmden gelme : Vaaz edeceÄŸi beklenilen Buda, tek kelime etmeksizin yere eÄŸilerek bir kaç çiçek koparır ve görmeleri için öğrencilerine uzatır. Buda’nın ne demek istediÄŸini öğrencilerinden sadece biri anlar ve bunu gülümseyiÅŸiyle belli eder (s.81). DiÄŸerinde, Aziz Mahmut Hüdâî ÅŸeyhine bir çiçek sunacaktır fakat bütün çiçeklerin zikrettiÄŸini görünce, sapı kırık solmuÅŸ bir çiçeÄŸi aralarından çekip alır ve Åžeyh’ine götürür (s.82). Bir diÄŸeri; GülÅŸen-âbâd‘da Gül ÅŸeyh, minbere çıkar ve tek kelime etmeksizin sadece kokusuyla hikmet incileri saçar (s.178). ÇoÄŸaltılabilecek bütün bu söyleyiÅŸler hep aynı kapıya çıkmaktadır: “Tabiatın mâneviliÄŸi” “geleneksel medeniyetin temel ilkelerinden biri” dir. Oysa “günümüz insanı” artık çiçeklerin dilini unut”muÅŸtur (s.82).

Gül’ün ele alındığı Gülün Gizli Tarihi adlı bölüm nedense bana çok çabuk bitiveren bir bahçe gibi geldi. Oysa hacim itibarıyle tuttuÄŸu yer hiç de az deÄŸildi. AyvazoÄŸlu, gülü “engin çaÄŸrışımlarından faydalanmak ve bir sembol olarak taşıdığı deÄŸeri vurgulamak” amacıyla kitabına ad olarak seçtiÄŸini daha önsözde belirtiyorsa da, ben bütün kitap/lar gülden bahsetse müştekî olmayacak olanlardanım.Osmanlı’nın diÄŸer çiçeklerde de gülü yaÅŸadığını zannediyorum. Bunun için sadece Güller Kitabı‘na isim olarak girmiÅŸ fakat kendisi gül olmayan çiçeklere bakmak bile yeterli:Gül-i ruhsar, nihâl-i gülÅŸen, sultânî gülgûn, gül-i bîhar(lâle cinsi); âvîze-i gülÅŸen(sünbül cinsi); ayva gülü, gül penbe(karanfil cinsi).

Gülün Gizli Tarihi bölümünde AyvazoÄŸlu, (bu diÄŸer bölümler için de geçerli) gülün sadece tasavvufî olarak yüklendiÄŸi anlamları irdelemekle kalmıyor, onun diÄŸer san’at dallarımızda doldurduÄŸu müdhiÅŸ yeri de belirliyor. Sadece ÅŸiir için konuÅŸmak gerekirse bile kitaplar dolacağını bildiÄŸim halde, içimde uyanan bahçenin bir kaç gül beytini bu gül bahçesinde aradığımı belirtmeliyim: Bunların ilki Edirne’li Nazîm’in belki de edebiyatımızın en güzel mükerrer gazeli olan o hârikulâde ÅŸiirinin son beyti :

Olsun ko Nazîm ey gül ey gül ko Nazîm olsun

Her dem güline bülbül bülbül güline her dem

Diğeri de gül-bülbül-rakip ilişkisinin Nevres-i Cedîd tarafından kinayeli bir söyleyişle ölümsüzleştirildiği şu beyit:

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

(İçimdeki bahçenin uyanan aÄŸaçlarından biri de Tanpınar’ın nar aÄŸacı oldu. Bahçelerde Nar AÄŸacı adlı bölümünde eserin; Mor Salkımlı Ev‘in nar aÄŸacını seyrederken, bir köşede de Tanpınar’ın “Kerkük Hatıraları”nda bahsettiÄŸi o havuza eÄŸilmiÅŸ ve daha sonraları hiç farkında olmaksızın kimi hikâyelerinde açığa çıkmış nar aÄŸacını gözüm aradı).

Yazar, gül-bülbül iliÅŸkisinden bahsederken, Bâkî’nin çaÄŸdaşı Kara Fazlî’nin Gül-ü Bülbül adlı mesnevisini dikkatlere sunuyor ve bunu gül bülbül iliÅŸkisini en iyi anlatan Türkçe eser olarak niteliyor (s.87). Bu allegorik mesneviye AyvazoÄŸlu GeçmiÅŸi Yeniden Kurmak adlı eserinde de bir yer ayırmıştı. Fakat nedense yazar, Divan Edebiyatının alışılmış kalıpları içinde ayrı kalmalarına alıştığımız gül ve bülbülü kavuÅŸturan mesnevinin bu yönü üzerinde durmuyor. Oysa Divan Edebiyatında alışılmışın/kalıplaÅŸmışın dışında seyreden/sonuçlanan vak’anın -bu arada meselâ Galip ve Hüsn-ü AÅŸk- deÄŸerlendirilmesi çok ilginç sonuçlar verir kanaatindeyim. Bir öğrencim yakın bir zamanda “hocam, gül ve bülbül kavuÅŸsa Divan Edebiyatı olur muydu” gibi ilk anda anlaşılması zor gibi görünen çok güzel bir soru sormuÅŸtu. Tabiî söz konusu mesnevinin tasavvufî mânâda allegorik olarak deÄŸerlendirilmesi bu soruya ne dereceye kadar cevap teÅŸkil edebilir, o ayrı bir konu.

BeÅŸir AyvazoÄŸlu Güller Kitabı boyunca kıvrak kalem ve muhayyilesinin sayısız çarpıcı örneÄŸini veriyor. Bunlardan güller bahsinde dikkatimi çok çeken sadece bir tanesi üzerinde durmak istiyorum: Åžeyh Galib’in gül ve âteÅŸin bütün çaÄŸrışımlarıyla dolu o hârikulâde gazelini farketmek bir zevkıselîmin ve kültür seviyesinin göstergesi, bu gerçek. Ancak gül ve âteÅŸ arasındaki baÄŸlantıları irdelerken Galib’in “İstanbul’da çok sayıda büyük yangına da şâhit” olduÄŸunu farkedebilmek, hesaba katabilmek.Asıl güzel olan ve tarihe can veren bu.

Kitaba bölüm ya da alt bölüm hacminde alınan çiçek sayısı fazla deÄŸil. İlerleyen sahifeler arasında bu insanımızdaki kâinata bakışın bir izahı olarak yorumlanıyor. Gülden sonra lâleye, bu zorlu rakîbe sıra geliyor. Aynı bakış açısıyla yazar lâleye de sahifeler ayırıyor. Lâle bahçelerinin son zamanlarda çok sınırlı alanlara sıkıştığını farkederken, ReÅŸat Ekrem Koçu’nun bu konudaki bir dikkatini ve hassasiyetini hatırladım. Koçu, Topkapu adlı eserinde, Osmanlı’da asıl lâle bahçelerinin bugün Gülhâne Parkı olarak gezdiÄŸimiz, esasında sarayın Has Bahçesi olan bahçede bulunduÄŸunu lâkin sarayın iç avlusunda bulunan Lala Bahçesi’nin yanlışlıkla lâle bahçesi diye tanıtıldığını belirtir. Koçu, bu küçücük bahçenin ünlü lâle bahçeleri diye takdim edilmesinden çok müşteki görünmektedir. Fakat daha iki yıl evvel Topkapu’yu gezerken, yanımdaki görevlinin “burası da ÇıraÄŸan eÄŸlencelerinin yapıldığı ünlü lâle bahçesi” diyerek bana Lala Bahçesi’ni gösterdiÄŸi buruk bir tebessümle hatırlıyorum.

BeÅŸinci bölümde nergis ve zerrinkadehden bahsedildikten sonra yazar çiçekleri ele alırken bir müddet Åžemseddin Sivasî’nin GülÅŸen-âbâd adlı eserindeki sırayı takip ediyor. Böylece sırasıyla çiÄŸdem, sünbül, benefÅŸe, sûsen, zanbak ve nilüferle karşılaşıyoruz. AyvazoÄŸlu nilüferin ÅŸiirimize fazla girmemiÅŸ olmasının nedenini merak ediyor. Kimbilir belki de kokusu olmadığından. Gül sadece kokusuyla bile nice hikmet incileri saçmıyor muydu? GülÅŸen-âbâd‘da yer almamakla beraber yazar “dört çiçek üslûbu”nun üyelerinden ve kültür hayatımızda en fazla yer tutan çiçeklerden biri olan karanfilden bahsediyor.

Altıncı bölüm masallar, halk hikâyeleri ve ÅŸiir çevresinde çiçeÄŸin halk kültüründe tuttuÄŸu yeri arıyor. Bu vesileyle kırmızı gelincik üzerinde duruluyor. (Halk arasında gelinciÄŸin ÅŸehit mezarlarında açtığına inanıldığı aklıma geliyor). Halk kültürünün, halk ÅŸiirinin ilk bakışta farklı algılayışları var gibi görünse de temelde çiçekler noktasında Kkâsik edebiyatımızla aynı estetiÄŸi paylaÅŸtığını belirtiyor yazar.Her iki edebiyatta da kullanılan çiçek sayısının ve adının sınırlı olduÄŸunu, bunun Türk sanatındaki “özetleyen, dış dünyadaki ayrıntıyı en aza indiren ve bu en az üzerinde derinleÅŸmeye çalışan” bir san’at olmasından kaynaklandığını, “sembolik deÄŸerleri bulunmayan binbir çeÅŸit çiçekten söz etmektense, zaman içinde zengin anlamlar yüklenmiÅŸ çiçeklerden söz etme”nin “Türk sanatçısına, şâirine göre daha doÄŸru” olduÄŸunu, “böylece yüzyıllar içinde oluÅŸmuÅŸ ortak bir sembolizmden de kopmamış” olduklarını belirtiyor (s.197).

Eserin Yedinci bölümüyle batı etkisinde oluÅŸturduÄŸumuz bir kültür hayatında çiçeklerin tuttuÄŸu yer etrafındaki dikkat ve yorumlara geçiliyor. Bunu yaparken yazar, evvelâ insanımızın tabiata bakışındaki deÄŸiÅŸimi bir netice olarak deÄŸerlendiriyor. Arkadaki felsefenin deÄŸiÅŸimiyle ve artık odak noktasında “aÅŸk”ın deÄŸil de “akl”ın oturduÄŸu yeni bir medeniyet dairesine tedahülle, tabiatta görülmek istenen manevilik yavaÅŸ yavaÅŸ duygu dünyamızdan çekilmiÅŸtir. Bu noktada AyvazoÄŸlu her ne kadar “Hafız’dan ve Åžiraz’dan söz ediyor” gibi görünse de gerçekte sadece “İstanbul’u ve İstanbul toprağına karışmış aziz ölüleri” anlattığına inandığı (s.238) Rindlerin Ölümü ÅŸiirini böyle bir medeniyetin sonunda söylenmiÅŸ bir mersiye sayıyor. Çünkü artık lâle gibi bütün çiçekler “bir sembol olmaktan çıkmış, zevkimizdeki yeri kaybolmuÅŸtur” (s.242).

Kitap, “Sonuç Yerine” Çiçeklerin Unutulan Dili kinayesiyle bitiyor. “Neredeyse bütünüyle koptuÄŸu tabiatın dilini de unutan insanoÄŸlu, çiçekleri dış görünüşlerindeki güzellikten ibaret zannettiÄŸi için, öyle sulamak, çapalamak, budamak gibi zahmetleri olmayan plâstik çiçekleri icad” etmiÅŸtir. Oysa “çiçeklerin faniliÄŸi bizi mutlu eden güzelliklerinin garantisidir”. Günümüz insanı “sadece çiçeklerin dilini deÄŸil, kendi dillerini de” unutmuÅŸlardır (s.256).

Handan romanında, bu fizîken fazla güzel olmayan ama rûhen belki tehlikeli biçimde derin bulunan kahraman hakkında -kimbilir hangi sahifede- sarfedilen bir cümle vardı. Meâlen deniyordu ki, bazı kadınlar vardır masaları üzerinde her mevsim çiçek görmek isterler de yapma çiçeÄŸe tahammülleri yoktur, iÅŸte Handan o kadınlardandır.Belki plâstik çiçeÄŸe kadar uzanmaya da gerek yok. Güller Kitabı‘nı bitirdim ve iÅŸte sadece yapma çiçeklerde deÄŸil, onun yanı sıra çiçekçi vitrinlerini dizi dizi dolduran, törenlerin zoraki ve sun’i, her türlü sıcaklık ve sevgiden mahrum yetiÅŸtirilmiÅŸ, paketlenmiÅŸ, adeta hep bir örnek ,fabrika imalâtı çiçeklerinde de eksik olanın ne olduÄŸunu buldum.




Leave a Reply

Wordpress Themes by Natty WP. Web Hosting
Images by our golf tips desEXign.